Murat Tali

Hakkımda

İnsanı anlamaya çalışan bir gözlemci, yazan bir insan ve bitmeyen bir öğrenciyim.

İnsan, hayatım boyunca üzerinde en çok düşündüğüm konu oldu.

Bireyin kim olduğunu, nasıl bir kimlik oluşturduğunu, neden bazı şeylere inandığını, neden sevdiğini, neden korktuğunu, neden uzaklaştığını ya da neden aynı davranışı tekrar tekrar sürdürdüğünü merak ettim.

Zaman içinde fark ettim ki insanı yalnızca kendi iç dünyasına bakarak anlamak mümkün değil. İnsan; ailesinin, toplumun, kültürün, ilişkilerinin, öğrendiklerinin, korkularının, beklentilerinin ve içinde yaşadığı zamanın taşıyıcısıdır.

Bu nedenle benim için “Ben kimim?” sorusu hiçbir zaman yalnızca psikolojik bir soru olmadı. Aynı zamanda sosyolojik bir soruydu.

Çünkü insan kendisini oluştururken yalnız değildir.

Doğduğu aile, büyüdüğü toplum, öğrendiği roller, kendisine verilen kimlikler, kabul edilme ihtiyacı, dışlanma korkusu, başarı anlayışı, toplumsal beklentiler ve kurduğu ilişkiler; farkında olsun ya da olmasın, insanın kimliğinin oluşumuna dokunur.

İnsana bakarken toplumu görmek

Benim ilgim tam da burada başlıyor.

Sosyoloji eğitimim, insanı yalnızca bireysel bir varlık olarak değil, toplumsal ilişkiler içerisinde değerlendirmeme başka bir pencere açtı.

Aile danışmanlığı, psikoloji ve felsefe alanındaki çalışmalarım ise bu bakışı insanın iç dünyasına doğru genişletti.

Özgeçmişimde yer alan farklı eğitim ve çalışmaların ortak noktasını bugün geriye dönüp baktığımda daha net görüyorum: İnsanı anlamaya çalışmak.

Bir davranışın arkasındaki nedeni, bir duygunun nasıl oluştuğunu, bir ilişkinin neden belirli bir biçimde yaşandığını veya insanların neden kendilerine ait olmayan rolleri yıllarca taşıdığını merak ediyorum.

Bu nedenle “Sosyolojik Bakış” benim için akademik bir kavramdan çok bir bakma ve düşünme biçimi.

İnsanı anlamaya çalışmak.

Bakmak · Sorgulamak · Anlamak

Hayatın içinden
gelen bir bakış

Yaklaşık otuz yıla yayılan çalışma hayatımın önemli bir bölümü teknoloji, yazılım, ERP, satış, pazarlama, marka, iletişim ve içerik üretimi alanlarında geçti.

Bu alanlar ilk bakışta sosyolojiyle uzak görünebilir.

Oysa yıllar boyunca farklı sektörlerden insanlarla, yöneticilerle, çalışanlarla, müşterilerle, bayilerle ve kurumlarla kurulan ilişkiler bana toplumun başka bir yüzünü gösterdi.

İnsanların kararlarını yalnızca ihtiyaçlarının değil; algılarının, korkularının, statü arayışlarının, aidiyetlerinin, alışkanlıklarının ve birbirleriyle kurdukları ilişkilerin de belirlediğini gördüm.

Bir markanın nasıl algılandığından bir insanın kendisini nasıl tanımladığına, bir kurumun nasıl davrandığından bir bireyin neden belirli bir iletişim biçimini seçtiğine kadar uzanan geniş bir gözlem alanı oluştu.

Bugün yazılarımda bu farklı deneyimlerin izlerini görmek mümkün.

Yazmak benim için bir sonuç değil

Yazarlık benim hayatımda sonradan eklenmiş bir uğraş değil; düşünme biçiminin doğal bir parçası.

Anahtar, Namaka, Hayatın Dansı, Sessizlik Kitabı ve İngilizce şiirlerden oluşan Unnamed Poetry yayımlanmış eserlerim arasında yer alıyor.

Yuvaya Yolculuk dergisinin sahibi ve yazarı olarak da uzun yıllardır insan, yaşam, bilinç, ilişkiler ve varoluş üzerine yazıyorum.

Yazmak bir araştırma biçimi

Fakat yazmak benim için bir düşünceyi okura kabul ettirme çabası değil.

Daha çok bir soruyu ortaya bırakmak.

Çünkü bazen önemli olan cevap değil, insanın kendisine daha önce sormadığı bir soruyla karşılaşmasıdır.

Düşünce alanı

Sosyolojik Bakış

Bir akademik çalışma alanı iddiasından çok, insanı ve toplumu birlikte düşünmeye yönelik bir bakma biçimi.

“Sosyolojik Bakış” bu nedenle bir akademik çalışma alanı iddiası taşımıyor.

Buradaki yazılar; sosyolojik gözlem, psikolojik çözümleme, antropolojik bakış, felsefi sorgulama ve iletişim/ilişki analizinin kesiştiği bir düşünce alanı oluşturuyor.

Bazen bir insanın kendisiyle ilişkisine bakıyorum.

Bazen iki insan arasındaki görünmeyen bağlara.

Bazen bir duygunun nasıl davranışa dönüştüğüne.

Bazen toplumun bize “normal” olarak öğrettiği şeyleri sorguluyorum.

Ve çoğu zaman bütün bu soruların sonunda yeniden aynı yere dönüyorum:

İnsan neden böyle?

Belki de benim için bütün mesele bundan ibaret.

Bakmak. Sorgulamak. Anlamak.

İnsanı yargılamadan önce anlamaya çalışmak.

Davranışın arkasındaki hikâyeye bakmak.

Görünenin biraz ötesini sorgulamak.

Çünkü insanı anlamadan toplumu, toplumu anlamadan da insanı bütünüyle anlamanın mümkün olmadığına inanıyorum.

Ben Murat Tali.

Yazıyorum, gözlemliyorum, sorguluyorum ve hâlâ öğreniyorum.

Bitmeyen bir öğrencilik ve keşif hali.