Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Ben, Ego ve Zihin

04/23/2017
in Kişiliğin Sosyolojisi
0
1
Ben, Ego ve Zihin

Ben, Ego ve Zihin

Günümüzün en büyük çelişkisidir ego ve zihin kavramları. İnsanların büyük bir çoğunluğu egoyu zihin ile eşleştirmekte ve zihni ego sanmakta. Oysa zihin insan varlığı içinde bir veri depolama alanı gibidir. Sadece bilgiyi tutar ve sizin sorguladığınız konularda size geri dönüş sağlar. Zihin bir müddet sonra öyle büyür ki siz onu kendiniz sanmaya başlarsınız, çünkü zihin sürekli konuşur, değerlendirmeler yapar, yargılar, fikirler üretir, geçmişi şimdiye taşır, hızlı kararlar alır, yanlış yapar, hataları örtbas eder, yalan söyler, gördüğünü sandığı şeyi kendi algısına göre yorumlar. Zihin bir tür veri işleme ve yorumlama merkezidir içimizde.

Peki, ego nedir bu durumda? Ego, insanın kendisini ben sandığı durumdur. Yani; güzelim, çirkinim, uzun boyluyum, kısa boyluyum, doktorum, öğretmenim, okumuşum, okumamışım, büyüğüm, küçüğüm, zenginim, bilgiliyim, en büyüğüm, en iyiyim, muhteşemim, akıllıyım, zekiyim, muhteşem bir vücuda sahibim, gözlerim çok güzel, kendimi çok beğeniyorum vb. uzar gider liste. Egonun içinde zihin yoktur. Ego tek başına bir gerçekliktir ve insanın özünde BEN olandan öte kendini ben sanan bir gerçekliktir üstelik. Kısacası, ego insanın kendisi olarak gördüğü ve sandığı şeydir. İnsanın gölgesidir, insanın yansımasıdır, görüntüsüne yüklediği manasıdır ego. Fakat hiçbir zaman kişinin kendisi değildir sadece sandığı kişidir.

Ben, Ego ve Zihin

Zihin sadece konuşur, kurgular, yol çizmeye çalışır, kişinin iç sesini bastırır ve sezgilerini kilitler. Çünkü yaşadığını sandığı deneyimler sonrası kendi içinde oluşturduğu kayıtlar ile, bunları; tehlikeli, işe yaramaz, korkulacak yaşanmışlar olarak görür ya da tam tersi; güzel, mutlu, hemen dahil olunması gereken, muhteşem deneyimler olarak yorumlar. Fakat bütün bunları yaparken, kendi iç sistemine dahil ettiği bilgileri yorumlayarak yapar ve insana bunu gerçek diye yansıtır…

Benzer yazılar

Benlik’in Dört Katmanı: Zihin, Kalp, Sezgi ve Bilinç

Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

Travmalardan özgürleşmek isteyen insan çocuğu

Karmayı Borçlandırmak

Ego ise zihinden farklı bir boyutta çalışır, o kendisi olduğunu sandığı kişi ile dış dünyada karşılaştığı kişileri karşılaştırarak, olumlu ya da olumsuz olarak kendisini ya da diğer insanları yargılar. Kimi zaman kendisini tüm insanların padişahı sanır, kimi zamanda tüm insanlardan en aşağı görür içine kapanır ve dünyaya nefret kusar. Ego, benlik üzerinde bir kıyafettir sadece ve benlik egonun göründüğü gibi görünür her zaman. İnsanın arayışta olduğu ve ikiyi birlemek manasına gelen bütünleşme düşüncesi, egonun ve benliğin bir araya gelmesinden başka bir şey değildir. Zihin ise burada kendi gücünü kaybetmemek için, ego ile ben arasında sürekli tezahürat yaparak, her ikisinin de kendi gerçekliğinde kaybolmasını sağlar. Egonun ben olana ulaşması için geçtiği yolların her yanında zihin dikenli bir tel örmüştür. Ve ben olan egodan kurtulmaya çalıştıkça bu dikenler ellerine, bedenine batar ve acır ve tekrar egosuna döner orada kalır. Bir müddet sonra bütün bedeni, beni ve egoyu susturan zihin ise, insan varoluşunun efendisi olur çıkar ve insanlar, zihni tüm gerçekliği olarak görüp onun önünde hizaya gelir. Ondan kurtulmaya çalışır, onu yok etmeye çalışır, onu kötülemeye çalışır, zihnin oyun oynadığı bilir yine de ona kanmak ister her seferinde ve tekrar tekrar yok olur.

Zihin; geçmiş, gelecek ve şu an ile bağlantılıdır ve sürekli olarak ileri ve geri sarar. Ego ise tüm varoluşu boyunca insan ile birliktedir. Egonun fazlası ise kibre döner ve kibirli haller ile zihnin varoluşunu birbirine karıştıran insan bu ikilemin içinde kaybolup durur. Egonun düşük olması da yüksek olması da aynıdır aslında. Egosunu yok saymak da insanı hasta eder. Özeti şu; insanın boyu 1.70 ise egosu da 1.70 olmalıdır. Kişinin kendisini olduğu gibi salt BEN olarak kabul etmesi ve sadece orada kalması, bilinç seviyesinde bir ego değil kendisini onurlandırmasıdır. 1.70’ten uzun görünmek ya da kısa olmaya çalışmak hem kibir hem de benliğin silinmeye ve yok edilmeye çalışılmasından öte bir hal değildir.

Kibir, Ben’liğin Yok Oluşudur.

Kibir denen şey, egonun dile gelmiş ve açığa çıkmış halidir. O da ciddi bir özgüven probleminin altından çıkan bir karakter bozukluğunun sebebidir ve kişinin kendisini ilahlaştırmasına sebep olur. Bizler uç kibirsel eylemleri ve dip kişilik bozulmalarını ego ile eşleştirerek kendimize eziyet çektiriyoruz. Ego, varlığınız kadar sizinle olmalı, Benliğiniz kadar siz olmalı. Daha fazlası ve daha azı değil. Zihin dediğimiz şey egoyu besleyen bilgiler ve yaşanmışlıklar ürettiğinde benliğin bilgeliği ile onu durdurmak yerine izleyip, yorum yapmadan bakmak ve geçip gitmesine izin vermek gerekiyor. Nihayetinde, zihin insanın tüm hallerini tanımlayan bilgileri içerdiğinden her halin gerçek görünmesi içinde gördüğü şeyi çarpıtarak gerçek bir oyunmuş gibi sahneye yansıtıyor.

Zihnin fırtınasına kapılan her varlığın, zihni söküp atması mümkün değil. Fakat onu izleyerek, yaptığı şeyi anlamaya çalışması ve kendi varlığı içinde daha pasif hale getirerek, bilincini ve benliğini öne çıkartması gerekiyor. Bunu yapmanın yolu da

  • Kendini olduğu gibi kabul etmek
  • Tüm varlığını onurlandırıp sevgiyle dönüştürmek
  • Zihnini izlemek ve yorum yapmadan geçip gitmesine izin vermek
  • An’da kalmak için zihne ihtiyacınız yok, zihne sorduğunuz her soru sizi andan uzaklaştırır
  • Kendi hayatınız ile ilgili doğru sorular sorun, doğru sorularda zihin ile bilinç ile sorulur, illa bir cevap arıyorsanız ve içinizden bununla ilgili net bir yanıt gelmiyorsa, sezgilerinizi açık tutun, mutlaka bir reklam panosunda, bir sohbetin içinde, bir kitabın satırlarında karşınıza çıkacaktır.
  • Egosunu, varlığı ölçüsünde besleyip benliğin açığa çıkmasını sağlamak
  • BEN’liğin bütün bunlardan ayrı olmadığını, içinde sökülüp atılacak bir şey olmadığını fark edip gülümsemek ve tanık olmaktan geçiyor.

Varlığınızı onurlandıran her yaşanmışlığı sevgi ile kabul edip, yolunuzda aşk ile ilerlemeniz temennisiyle…

Benzer yazılar

Ben'in Dört Katmanı: Zihin, Kalp, Sezgi ve Bilinç

Benlik’in Dört Katmanı: Zihin, Kalp, Sezgi ve Bilinç

İçimizde sandığımızdan çok daha fazla ses var. Bazen bir olaya kızıyoruz, bazen aynı olaya şefkatle bakabiliyoruz; bazen bir şeyi çok...

Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

Sistem, bir otomobil gibidir. Motor teklemeye başladığında görmezden gelemezsiniz. Hararet göstergesi yükseldiğinde "akışta kalmayı" seçmez, aracı güvenli bir yere çekersiniz....

Please login to join discussion

Sosyolojik Bakış

Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Kimlik, benlik, aidiyet.

İnsanın kendisiyle karşılaşması.

İnsan, toplum ve ilişkiler üzerine; gözlemleyen, sorgulayan, anlamaya çalışan özgün bir bakış.

Son Yazılar

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Zihin Sıçramaları

Zihin Sıçramaları

Sen gidince eksilen kimdi?

Sen gidince eksilen kimdi?

Tebrikler! Çok güzel oynadınız. Sabah işe geldiniz. Koridorda, asansörde, kahve makinesinin önünde, toplantı odasının kapısında birbirinizle karşılaştınız. Gülümsediniz. “Günaydın.” dediniz. Hal hatır sordunuz. Birbirinizin gözlerinin içine baktınız. Ve sonra herkes kendi masasına döndüğünde oyun başladı. “Bunun ne başarısı var ki?” “Zaten müdürün gözüne girmek için yapıyor.” “Terfi almış da ne olmuş? O pozisyonun altını dolduramaz.” “Patronun yanında başka, bizim yanımızda başka konuşuyor.” “Sunumu da berbattı aslında.” “Satışı ben getirmiş olsaydım kim bilir neler söylerlerdi.” Bunlar söylendi. Hem de çoğu zaman aynı insanlar tarafından. Sonra o kişi odaya girdi. Bir anda yüzler değişti. “Ah canım, ne güzel olmuşsun!” “Duydum, terfi etmişsin. Gerçekten çok sevindim. Hak ettin.” “Projeyi de harika teslim etmişsin. Tebrik ederim.” “Büyük satışmış gerçekten. Helal olsun.” Ve o meşhur gülümseme... Dudakların kenarında beliren, gözlere ulaşmayan, yüz kaslarının zoraki bir hareketinden ibaret o kurumsal tebessüm. İşte o anda insanın karşısında bir çalışan değil, bir oyuncu vardır. Ve karşımızdaki insan da bunun farkındadır. Çünkü o da aynı oyunun içindedir. Kurumsal hayatın bize öğrettiği en başarılı becerilerden biri belki de işimizi yapmak değildir. Rol yapmaktır. Kızgınken sakin görünmek. Kıskanırken tebrik etmek. Nefret ederken gülümsemek. Güvenmezken güveniyormuş gibi davranmak. Başarısını küçümsediğin insanın başarısını alkışlamak. Arkadan yerden yere vurduğun yöneticinin odasına girip “Sizin liderliğiniz gerçekten çok değerli” demek. Ve bütün bunları o kadar ustaca yapmak ki, bir süre sonra insan kendi yüzünün hangisi olduğunu bile unutmak. İşin en acıklı tarafı da burada başlıyor. Çünkü bir süre sonra artık yalnızca başkalarına yalan söylemiyorsunuz. Kendinize de yalan söylemeye başlıyorsunuz. Bir yöneticinin odasına giriyorsunuz. Az önce koridorda onun için “Bu adam bu şirketi batırır” diyordunuz. Şimdi karşınızda oturuyor. Sesiniz değişiyor. Sırtınız biraz daha dikleşiyor. Cümleleriniz daha özenli. Gülümsemeniz daha geniş. “Gerçekten vizyonunuz çok farklı.” “Bu konuda sizin yaklaşımınızı çok değerli buluyorum.” “Böyle bir liderle çalışmak gerçekten büyük şans.” Çıkıyorsunuz odadan. Kapı kapanıyor. Ve aynı insan yeniden eski hâline dönüyor. “Gördün mü? Yine ne saçmaladı.” Tebrikler. Oyununuz oldukça başarılı. Fakat bu tiyatronun en çirkin hâli, güç karşısında ortaya çıkıyor. Çünkü bazı insanlar astlarına karşı insan, üstlerine karşı ise hayranlık duyacak kadar başarılı birer oyuncuya dönüşüyorlar. Yöneticinin söylediği her şey komik. Yöneticinin yaptığı her şey mükemmel. Yöneticinin esprisi vasat bile olsa kahkaha hazır. Yöneticinin fikri kötü bile olsa baş sallamak hazır. Yöneticinin hatası varsa “aslında çok doğru bir stratejiydi” demek hazır. Çünkü bazıları için kariyer, ne kadar iyi iş yaptığından çok ne kadar iyi oynadığıyla ilgili. Ve ne yazık ki bazı kurumlarda en hızlı yükselenler, en yetenekliler değil; rolünü en iyi oynayanlar oluyor. Bir de şu var: İnsanlar dürüst insanları sevdiğini söyler. “Ben açık sözlü insanları severim.” “Bana doğruları söyleyin.” “Kimse arkamdan konuşmasın, yüzüme söylesin.” Ne güzel cümleler bunlar. Ama gerçekten öyle mi? Gerçekten biri karşınıza geçip: “Bence bu yaptığınız yanlış.” dediğinde hoşunuza gidiyor mu? “Bu terfiyi hak ettiğinizi düşünmüyorum.” dediğinde? “Toplantıda söylediğiniz şey bana samimi gelmedi.” dediğinde? “Bana gülümseyerek söylediklerinizle arkamdan söyledikleriniz arasında ciddi bir fark var.” dediğinde? İşte burada bütün o dürüstlük nutukları bir anda buharlaşıyor. Çünkü çoğumuz gerçeği değil, gerçeğin bize zarar vermeyen hâlini istiyoruz. İnsanlar doğruluk istemiyor. Çoğu zaman sadece incitilmeyecekleri bir doğruluk istiyorlar. Ama burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Her düşündüğümüzü söylemek dürüstlük değildir. İnsanların yüzüne aklımıza gelen her şeyi söylemek cesaret değildir. Kırmak, küçümsemek, hakaret etmek ya da düşüncesizce konuşmak “ben dürüstüm” diyerek meşrulaştırılamaz. Gerçek dürüstlük başka bir şeydir. Söylediğinle hissettiğin arasındaki mesafeyi azaltmaktır. Sevmiyorsan sevmiyorsundur. Hayran değilsen hayran değilsindir. Bir başarıyı gerçekten takdir ediyorsan söylersin. Etmiyorsan sırf ortam öyle gerektiriyor diye sahte bir alkış üretmezsin. Bir insanın yaptığı işi beğenmiyorsan bunu aşağılamadan söyleyebilirsin. Birinin terfisine seviniyorsan kutlarsın. Sevinmiyorsan da yüzüne yapışmış plastik bir tebessümle “çok sevindim” demek zorunda değilsindir. Bazen sadece: “Senin adına hayırlı olsun.” dersin. Ve geçersin. Bu bile çoğu zaman yeterlidir. Peki ya bu oyunu oynamayı reddeden insan? İşte asıl mesele burada. Herkesin tiyatro yaptığı bir dünyada gerçek olmak nasıl bir duygudur? Muhtemelen biraz yalnızlık. Biraz yabancılık. Biraz da bedel. Çünkü sahnede herkes aynı repliği söylerken sen metnin dışına çıkarsan, oyuncular sana dönüp bakar. “Bu neden böyle konuşuyor?” “Biraz daha diplomatik olsa.” “Çok açık sözlü.” “İnsanlarla iletişimi zayıf.” “Takım oyuncusu değil.” “Biraz politik davranmayı öğrenmesi lazım.” derler. Aslında çoğu zaman söyledikleri şudur: “Bizim oyunumuzu bozuyor.” Çünkü gerçek bir insan, sahte insanların oluşturduğu düzen için tehlikelidir. Bir insan gerçekten ne hissediyorsa onu taşıdığında, diğerlerinin maskeleri görünür hâle gelir. Ve maskeli insanlar, maskesiz birinden rahatsız olurlar. Belki de bu yüzden bazı insanlara tiyatro eğitimi vermek gerekmiyor. Onlar zaten yıllardır sahnedeler. Hatta belki profesyonel oyuncu bile olabilirler. Bir gün bir tiyatro yönetmeni gelip onlara şöyle dese şaşırmam: “Size bir rol vermek istiyoruz.” “Neden?” “Çünkü çok güzel oynuyorsunuz.” “Neyi?” “Nefret ettiğiniz insanı seviyormuş gibi yapmayı. Kıskandığınız insanı içtenlikle kutluyormuş gibi görünmeyi. Arkasından söylediğiniz şeylerin tam tersini yüzüne söylemeyi. Üstünüz olan insanların yanında kişiliğinizi değiştirmeyi. Güçlü gördüğünüz insanlara hayranlık göstermeyi. Güçsüz gördüğünüz insanlara tepeden bakmayı. İçinizden gelmeyen bir tebessümü saatlerce yüzünüzde tutmayı. Ve bütün bunları yaparken kendinizi hâlâ iyi bir insan zannetmeyi.” İnsan susar. Sonra sorar: “Peki bu oyunun sonunda ne olacak?” Yönetmen cevap verir: “Hiçbir şey. Sahne kapanacak. Işıklar sönecek. Herkes evine gidecek. Ve siz aynanın karşısında yüzünüzde hangi ifadenin size ait olduğunu anlamaya çalışacaksınız.” Belki de en büyük tehlike başkalarına yalan söylemek değil. Kendi rolüne inanmaya başlamaktır. Çünkü insan bir süre sonra oynadığı karakterle kendisini birbirinden ayıramaz. İş yerinde gülümsediği için gerçekten mutlu olduğunu sanır. Birini tebrik ettiği için gerçekten sevdiğini düşünür. Yöneticisine hayranlık gösterdiği için gerçekten hayran olduğunu zanneder. Herkese “çok değerlisin” dediği için gerçekten insanlara değer verdiğini düşünür. Sonra bir gün yalnız kaldığında içinden başka bir ses yükselir: “Hayır. Sen bunların hiçbirini hissetmedin.” İşte o ses tehlikelidir. Çünkü insanın yıllardır kurduğu dekoru yıkar. Belki de gerçek özgürlük, her düşündüğünü söylemek değildir. Belki gerçek özgürlük, söylemek zorunda olmadığın hiçbir şeyi söylememektir. Sahte bir tebessüm yerine sessizlik. Yapmacık bir övgü yerine ölçülü bir nezaket. Zoraki bir hayranlık yerine mesafe. İçinden gelmeyen “tebrik ederim” yerine yalnızca “hayırlı olsun.” Ve bazen bütün kurumsal dünyanın senden beklediği o büyük, parlak, yapışkan gülümseme yerine sıradan bir insan yüzü. Belki de yeterlidir. Çünkü insanın yüzünde taşıdığı en güzel ifade, başkalarını memnun etmek için ürettiği ifade değildir. Kendisine ait olandır. O yüzden... Terfiniz için sizi tebrik ederim. Büyük satışınız için sizi kutlarım. Başarılı projeniz için sizi alkışlarım. Ama asıl tebrik edilmesi gerekenler başka. Bütün bunları söylerken gerçekten hissedenler. Sevmediği hâlde seviyor gibi yapmayanlar. Kıskandığında bunu kendisine itiraf edebilenler. Birinin başarısını kendi başarısızlığı gibi görmeyenler. Güç karşısında küçülmeyenler. Güçsüz karşısında büyümeyenler. Ve en önemlisi... Sahne kapandığında da aynı insan olarak kalabilenler. Diğerlerine gelince: Tebrikler! Çok güzel oynadınız

Tebrikler! Çok güzel oynadınız.

Popüler Yazılar

  • Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    536 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

    535 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Sen gidince eksilen kimdi?

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Sonsuzluk ve Hiç’lik

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Travmalardan özgürleşmek isteyen insan çocuğu

    531 paylaş
    Paylaş 212 Tweet 133
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İnsanı, ilişkileri ve toplumu; benlik, duygular, davranışlar ve iletişim üzerinden sorgulayan özgün bir düşünce ve gözlem alanı.

Hakkımda

  • Hakkımda
  • Kitaplarım
  • Bana Ulaşın

Veri Gizliliği

  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
  • Aydınlatma Metni

Copyright © 2026 | Murat Tali  | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir

Facebook-f Instagram Linkedin

Welcome Back!

OR

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Ana Sayfa
  • Kitaplarım
  • Hakkımda
  • Bana Ulaşın

Copyright © 2026 | Murat Tali | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir