Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Sorgulamak Üzerine

08/08/2019
in İletişim Sosyolojisi
0
0
Sorgulamak Üzerine - Doğru Soruyu Sormak

Benzer yazılar

Zihin Sıçramaları

Evrene Yazdığımız “Prompt”: Niyetin Netliği, Yaradılışın Dili

Anlat o zaman

Gerçeklerle yüzleşmek üzerine

Soru sormazsan ve sorgulamazsan hayatı, başkalarının sorularının ve sorgulamalarının cevaplarını yaşamak zorunda kalırsın. Sorgulamanın negatif ve kötü bir şey olduğunu öğretip duran sistem ve onun efendileri günün sonunda kendi sorgulamalarının neticesi olarak, sorgulamayan kitle üzerinde ciddi bir denetime ve yönetime sahip olmuştur.
Sorgulamak, hayatın içinde insanın elde edeceği en büyük ödülleri verir bize. Cevaplar, soruların ve sorguların içinde gizlenmiştir. Voltaire’in güzel bir sözü var: “Bir insanı cevaplarıyla değil sorularıyla değerlendirin.” Hayatın gerçekliğini de sorularla çözebiliriz. Soru sormadan yaşadığı keşmekeşin içinden çıkmak isteyen ve bunun için eğitimlere giden, çalışmalar yapan kişi, günün sonunda da istediği cevabı alamadan, yeni arayışlara yöneliyor. Temelini sağlam atmadığı arayışın da sonucu pek başarılı olamıyor haliyle…
Sorgulamak Üzerine
Şimdi düşünün başınıza sürekli aynı olaylar geliyor, aklıma gelen ilk sorular “Neden benim başıma bunlar geliyor?” “Bunu hak edecek ne yaptım?” yerine “Hangi davranışım ya da verdiğim izinler bana bunları deneyimletiyor?” sorusu gerçek cevaba ulaştırma konusunda diğer sorulardan daha etkili olur.
Sorgulamayı genelde inançlar ya da fikirler çerçevesinde ele almaya başladık. Sorgulamak derken sanki kişini dinini elinden alacakmışız gibi bir algı ortaya çıkıyor. Oysa sorgulamak din ya da inançlar ile değil, hayat içinde yaşadığınız her alanda geçerli bir kavramdır. Örneğin; egoyu tanımlayanları sorgulayabilirsiniz, kendi içinizde sallantıda olan düşüncelerinizi sorgulayabilirsiniz, güvenmediğiniz ve inanmadığınız halde birlikte olduğunuz insanlarla olan ilişkilerinizi sorgulayabilirsiniz. Bu sorgulamaları yaparken; yargılayıcı soruları değil, öğretici soruları sorun. Soruları ne kendinizi ne de karşınızdaki kişi yersin, sadece doğru cevabı verecek olanları araştırın ve bulun.
Bütün bunlar olurken, hangi sorular doğru soru diye soruyorsanız eğer, açın Google’ı ve ona sorun; “Nasıl doğru soru sorulur?” “Farkındalık için hangi tarz sorular sorulmalı? “Hayatı dönüştürecek doğru sorular?” “Anlamlı sorular nelerdir?” “Doğru soru kalıpları hangileridir?” gibi… Bu tarz sorular ile erişeceğiniz soru bankasından (hepsini değil) sizin için en uygun olanları seçip yaşamınıza katın ve onlarla cevaplarınızı aramaya başlayın, benim sorduğum soruların arkasından gelen bir soru silsilesi şöyleydi mesela;
 
-1. Eğer binlerce insanın olduğu bir kalabalığın önüne çıkacak olsaydım, giyeceğim tişörtün üzerindeki tek cümlelik mesaj ne olurdu?
2. Eğer hiçbir korkum olmasaydı ve kimsenin yargılamayacağını bilseydim, şu an ne yapıyor olurdum?
3. Artık bırakman gereken herhangi bir şeyi tutuyor muyum? Evetse, sence neden?
4. En son ne zaman, kimin hayatına değer kattım?
5. Bundan 10 sene sonra, şu an yapmadığım neyi düşünerek, pişmanlık duyabilirim?
6. En son ne zaman yeni bir şeyler denedim?
7. Yaşam amacım ne?
8. Yaşamak ve nefes almak arasındaki fark nedir? Ben hangisini yapıyorum?
9. Yaşamımda beni destekleyen şeyler neler?
10. Beni engellediğini düşündüğüm şeyler neler?
11. Engellerimi ortadan kaldırmak için ne yapıyorum?
12. Hayatımdaki neler kutlamaya değer?
13. Şu an yaptığım şeyleri neden yapıyorum?
14. Benim için başarmak ne demek? Ne olduğunda kendimi başarılı görüyorum?
15. Yarın hayatta olmayacak olsaydım, bugün ne yapardım?
16. Şu an ne deneyimliyorum ve bundan ne öğreniyorum?
17. Kendimle iç konuşmalarımda, en çok duyduğum, kendime en çok söylediğim cümle hangisi?
18. Kime çok kızıyorum? Onda kendimle ilgili ne var?
19. Neye hayır diyemiyorum?
20. Kendim olmak nasıl bir duygu?
21. Bana en çok kim ilham veriyor? Neden?
22. Kendimi onaylıyor muyum? Hayırsa, neden?
23. Değerlerim neler?
24. Eğer beni hedeflerime ulaştıracak, sadece küçücük bir adım atacak olsaydım, bu adım ne olurdu?
25. Ve benim için en kıymetlisi… Şimdi değilse ne zaman, ben değilsem kim? (Kaynak: MCt Danışmanlık, Bu yazı 13 Nisan 2015 tarihinde The BRANDage’de yayınlanmıştır.)
Sorgulamak Üzerine - Doğru Soruyu Sormak
Evet, nihai cevabı alabilmek için eski düşünme biçimlerinizi ve soru sorma yönetiminizi değiştirmeniz gerekiyor. Genelde yaşadığımız çoğu şeyi neden yaşadığımızı biliyoruz, iki şekilde bunu görmezden geliyoruz, birincisi; bunu karşımızdaki kişiye yakıştıramıyor oluşumuz, ikincisi ise kendi ahmaklığımız ve aşırı toleranslı davranışlarımız. Bu ikisini çıkarttığınızda kimse size zarar verecek kadar hayatınıza hakim olamaz, eğer freni patlamış ve sağa sola çarparak üzerinize gelen bir araba değilse… Bu sebepten, bundan ötürü, bu vesileyle kendi hayatınızın denetimini himayenize alın ve kımıl zararlısı davranışlar sergileyenlerden özgürleşin. Bunun nasıl olacağını da bana sormayın, doğru soruyu sorarak kendi cevabınızı bulun…
 
Sorgulamak, prangalarınızdan özgürleşmeniz demektir, çünkü çoğu davranış ve eylem sizin değil, size uygun görüldüğü için üzerinize örtülen başkalarının eylem ve davranışlarıdır.

Benzer yazılar

Zihin Sıçramaları

Zihin Sıçramaları

Bunu bir süredir fark ediyordum aslında. Tek bir kişide değil, karşılaştığım hemen herkeste: biri bir şey anlatmaya başlıyor, tam ortasında...

Evrene Yazdığımız Prompt

Evrene Yazdığımız “Prompt”: Niyetin Netliği, Yaradılışın Dili

Bugün, hayatın akışında kendiliğinden gelişen iki ayrı sohbetin sonunda, zihnimde bir şimşek çaktı. Önce bir dostumla yapay zekayı ve bu...

Please login to join discussion

Sosyolojik Bakış

Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Kimlik, benlik, aidiyet.

İnsanın kendisiyle karşılaşması.

İnsan, toplum ve ilişkiler üzerine; gözlemleyen, sorgulayan, anlamaya çalışan özgün bir bakış.

Son Yazılar

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Zihin Sıçramaları

Zihin Sıçramaları

Sen gidince eksilen kimdi?

Sen gidince eksilen kimdi?

Tebrikler! Çok güzel oynadınız. Sabah işe geldiniz. Koridorda, asansörde, kahve makinesinin önünde, toplantı odasının kapısında birbirinizle karşılaştınız. Gülümsediniz. “Günaydın.” dediniz. Hal hatır sordunuz. Birbirinizin gözlerinin içine baktınız. Ve sonra herkes kendi masasına döndüğünde oyun başladı. “Bunun ne başarısı var ki?” “Zaten müdürün gözüne girmek için yapıyor.” “Terfi almış da ne olmuş? O pozisyonun altını dolduramaz.” “Patronun yanında başka, bizim yanımızda başka konuşuyor.” “Sunumu da berbattı aslında.” “Satışı ben getirmiş olsaydım kim bilir neler söylerlerdi.” Bunlar söylendi. Hem de çoğu zaman aynı insanlar tarafından. Sonra o kişi odaya girdi. Bir anda yüzler değişti. “Ah canım, ne güzel olmuşsun!” “Duydum, terfi etmişsin. Gerçekten çok sevindim. Hak ettin.” “Projeyi de harika teslim etmişsin. Tebrik ederim.” “Büyük satışmış gerçekten. Helal olsun.” Ve o meşhur gülümseme... Dudakların kenarında beliren, gözlere ulaşmayan, yüz kaslarının zoraki bir hareketinden ibaret o kurumsal tebessüm. İşte o anda insanın karşısında bir çalışan değil, bir oyuncu vardır. Ve karşımızdaki insan da bunun farkındadır. Çünkü o da aynı oyunun içindedir. Kurumsal hayatın bize öğrettiği en başarılı becerilerden biri belki de işimizi yapmak değildir. Rol yapmaktır. Kızgınken sakin görünmek. Kıskanırken tebrik etmek. Nefret ederken gülümsemek. Güvenmezken güveniyormuş gibi davranmak. Başarısını küçümsediğin insanın başarısını alkışlamak. Arkadan yerden yere vurduğun yöneticinin odasına girip “Sizin liderliğiniz gerçekten çok değerli” demek. Ve bütün bunları o kadar ustaca yapmak ki, bir süre sonra insan kendi yüzünün hangisi olduğunu bile unutmak. İşin en acıklı tarafı da burada başlıyor. Çünkü bir süre sonra artık yalnızca başkalarına yalan söylemiyorsunuz. Kendinize de yalan söylemeye başlıyorsunuz. Bir yöneticinin odasına giriyorsunuz. Az önce koridorda onun için “Bu adam bu şirketi batırır” diyordunuz. Şimdi karşınızda oturuyor. Sesiniz değişiyor. Sırtınız biraz daha dikleşiyor. Cümleleriniz daha özenli. Gülümsemeniz daha geniş. “Gerçekten vizyonunuz çok farklı.” “Bu konuda sizin yaklaşımınızı çok değerli buluyorum.” “Böyle bir liderle çalışmak gerçekten büyük şans.” Çıkıyorsunuz odadan. Kapı kapanıyor. Ve aynı insan yeniden eski hâline dönüyor. “Gördün mü? Yine ne saçmaladı.” Tebrikler. Oyununuz oldukça başarılı. Fakat bu tiyatronun en çirkin hâli, güç karşısında ortaya çıkıyor. Çünkü bazı insanlar astlarına karşı insan, üstlerine karşı ise hayranlık duyacak kadar başarılı birer oyuncuya dönüşüyorlar. Yöneticinin söylediği her şey komik. Yöneticinin yaptığı her şey mükemmel. Yöneticinin esprisi vasat bile olsa kahkaha hazır. Yöneticinin fikri kötü bile olsa baş sallamak hazır. Yöneticinin hatası varsa “aslında çok doğru bir stratejiydi” demek hazır. Çünkü bazıları için kariyer, ne kadar iyi iş yaptığından çok ne kadar iyi oynadığıyla ilgili. Ve ne yazık ki bazı kurumlarda en hızlı yükselenler, en yetenekliler değil; rolünü en iyi oynayanlar oluyor. Bir de şu var: İnsanlar dürüst insanları sevdiğini söyler. “Ben açık sözlü insanları severim.” “Bana doğruları söyleyin.” “Kimse arkamdan konuşmasın, yüzüme söylesin.” Ne güzel cümleler bunlar. Ama gerçekten öyle mi? Gerçekten biri karşınıza geçip: “Bence bu yaptığınız yanlış.” dediğinde hoşunuza gidiyor mu? “Bu terfiyi hak ettiğinizi düşünmüyorum.” dediğinde? “Toplantıda söylediğiniz şey bana samimi gelmedi.” dediğinde? “Bana gülümseyerek söylediklerinizle arkamdan söyledikleriniz arasında ciddi bir fark var.” dediğinde? İşte burada bütün o dürüstlük nutukları bir anda buharlaşıyor. Çünkü çoğumuz gerçeği değil, gerçeğin bize zarar vermeyen hâlini istiyoruz. İnsanlar doğruluk istemiyor. Çoğu zaman sadece incitilmeyecekleri bir doğruluk istiyorlar. Ama burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Her düşündüğümüzü söylemek dürüstlük değildir. İnsanların yüzüne aklımıza gelen her şeyi söylemek cesaret değildir. Kırmak, küçümsemek, hakaret etmek ya da düşüncesizce konuşmak “ben dürüstüm” diyerek meşrulaştırılamaz. Gerçek dürüstlük başka bir şeydir. Söylediğinle hissettiğin arasındaki mesafeyi azaltmaktır. Sevmiyorsan sevmiyorsundur. Hayran değilsen hayran değilsindir. Bir başarıyı gerçekten takdir ediyorsan söylersin. Etmiyorsan sırf ortam öyle gerektiriyor diye sahte bir alkış üretmezsin. Bir insanın yaptığı işi beğenmiyorsan bunu aşağılamadan söyleyebilirsin. Birinin terfisine seviniyorsan kutlarsın. Sevinmiyorsan da yüzüne yapışmış plastik bir tebessümle “çok sevindim” demek zorunda değilsindir. Bazen sadece: “Senin adına hayırlı olsun.” dersin. Ve geçersin. Bu bile çoğu zaman yeterlidir. Peki ya bu oyunu oynamayı reddeden insan? İşte asıl mesele burada. Herkesin tiyatro yaptığı bir dünyada gerçek olmak nasıl bir duygudur? Muhtemelen biraz yalnızlık. Biraz yabancılık. Biraz da bedel. Çünkü sahnede herkes aynı repliği söylerken sen metnin dışına çıkarsan, oyuncular sana dönüp bakar. “Bu neden böyle konuşuyor?” “Biraz daha diplomatik olsa.” “Çok açık sözlü.” “İnsanlarla iletişimi zayıf.” “Takım oyuncusu değil.” “Biraz politik davranmayı öğrenmesi lazım.” derler. Aslında çoğu zaman söyledikleri şudur: “Bizim oyunumuzu bozuyor.” Çünkü gerçek bir insan, sahte insanların oluşturduğu düzen için tehlikelidir. Bir insan gerçekten ne hissediyorsa onu taşıdığında, diğerlerinin maskeleri görünür hâle gelir. Ve maskeli insanlar, maskesiz birinden rahatsız olurlar. Belki de bu yüzden bazı insanlara tiyatro eğitimi vermek gerekmiyor. Onlar zaten yıllardır sahnedeler. Hatta belki profesyonel oyuncu bile olabilirler. Bir gün bir tiyatro yönetmeni gelip onlara şöyle dese şaşırmam: “Size bir rol vermek istiyoruz.” “Neden?” “Çünkü çok güzel oynuyorsunuz.” “Neyi?” “Nefret ettiğiniz insanı seviyormuş gibi yapmayı. Kıskandığınız insanı içtenlikle kutluyormuş gibi görünmeyi. Arkasından söylediğiniz şeylerin tam tersini yüzüne söylemeyi. Üstünüz olan insanların yanında kişiliğinizi değiştirmeyi. Güçlü gördüğünüz insanlara hayranlık göstermeyi. Güçsüz gördüğünüz insanlara tepeden bakmayı. İçinizden gelmeyen bir tebessümü saatlerce yüzünüzde tutmayı. Ve bütün bunları yaparken kendinizi hâlâ iyi bir insan zannetmeyi.” İnsan susar. Sonra sorar: “Peki bu oyunun sonunda ne olacak?” Yönetmen cevap verir: “Hiçbir şey. Sahne kapanacak. Işıklar sönecek. Herkes evine gidecek. Ve siz aynanın karşısında yüzünüzde hangi ifadenin size ait olduğunu anlamaya çalışacaksınız.” Belki de en büyük tehlike başkalarına yalan söylemek değil. Kendi rolüne inanmaya başlamaktır. Çünkü insan bir süre sonra oynadığı karakterle kendisini birbirinden ayıramaz. İş yerinde gülümsediği için gerçekten mutlu olduğunu sanır. Birini tebrik ettiği için gerçekten sevdiğini düşünür. Yöneticisine hayranlık gösterdiği için gerçekten hayran olduğunu zanneder. Herkese “çok değerlisin” dediği için gerçekten insanlara değer verdiğini düşünür. Sonra bir gün yalnız kaldığında içinden başka bir ses yükselir: “Hayır. Sen bunların hiçbirini hissetmedin.” İşte o ses tehlikelidir. Çünkü insanın yıllardır kurduğu dekoru yıkar. Belki de gerçek özgürlük, her düşündüğünü söylemek değildir. Belki gerçek özgürlük, söylemek zorunda olmadığın hiçbir şeyi söylememektir. Sahte bir tebessüm yerine sessizlik. Yapmacık bir övgü yerine ölçülü bir nezaket. Zoraki bir hayranlık yerine mesafe. İçinden gelmeyen “tebrik ederim” yerine yalnızca “hayırlı olsun.” Ve bazen bütün kurumsal dünyanın senden beklediği o büyük, parlak, yapışkan gülümseme yerine sıradan bir insan yüzü. Belki de yeterlidir. Çünkü insanın yüzünde taşıdığı en güzel ifade, başkalarını memnun etmek için ürettiği ifade değildir. Kendisine ait olandır. O yüzden... Terfiniz için sizi tebrik ederim. Büyük satışınız için sizi kutlarım. Başarılı projeniz için sizi alkışlarım. Ama asıl tebrik edilmesi gerekenler başka. Bütün bunları söylerken gerçekten hissedenler. Sevmediği hâlde seviyor gibi yapmayanlar. Kıskandığında bunu kendisine itiraf edebilenler. Birinin başarısını kendi başarısızlığı gibi görmeyenler. Güç karşısında küçülmeyenler. Güçsüz karşısında büyümeyenler. Ve en önemlisi... Sahne kapandığında da aynı insan olarak kalabilenler. Diğerlerine gelince: Tebrikler! Çok güzel oynadınız

Tebrikler! Çok güzel oynadınız.

Popüler Yazılar

  • Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    536 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

    535 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Sen gidince eksilen kimdi?

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Sonsuzluk ve Hiç’lik

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Travmalardan özgürleşmek isteyen insan çocuğu

    531 paylaş
    Paylaş 212 Tweet 133
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İnsanı, ilişkileri ve toplumu; benlik, duygular, davranışlar ve iletişim üzerinden sorgulayan özgün bir düşünce ve gözlem alanı.

Hakkımda

  • Hakkımda
  • Kitaplarım
  • Bana Ulaşın

Veri Gizliliği

  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
  • Aydınlatma Metni

Copyright © 2026 | Murat Tali  | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir

Facebook-f Instagram Linkedin

Welcome Back!

OR

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Ana Sayfa
  • Kitaplarım
  • Hakkımda
  • Bana Ulaşın

Copyright © 2026 | Murat Tali | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir