Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Mükemmel ilişki var mıydı?

02/01/2023
in İlişkiler Sosyolojisi
0
2
Mükemmel ilişki var mıydı?

Her ilişki başlangıç aşamasında heyecan içerir. Bilinmezliğin verdiği kaotik düşünceler, hormonal olarak zihni ve bedeni tetikler. Düş kurar, yeni bir yolculuk başlar insanın içinde…

Getirecekleri konusunda çok fazla umut taşır… Özlem, sevgi, kavuşmak, hasret, dokunmayı arzulamak, sesini duymak ve daha birçok düşünceyle duygu onu coşturur. Tüm bedeni, zihni ve varlığı bu yeni ilişkinin tadını çıkartıp, sonuna kadar sömürmek ister. Sömürmek abes mi oldu? Tamam tamam, yaşamak ister…

Mükemmel ilişki var mıydı?

Peki bu kadar çok şeyi ister istemesine de ne verir karşılığında? Yapma ama ilişkide beklenti olmamalı mı diyorsunuz? Hadi canım, bir ilişkinin en büyük sorunu aldığı kadarını vermemek ya da verdiği kadarını alamamaktır. Mevzu ilişki ve konu sorun olunca bir sürü neden sayılabilir ama bugünkü konumuz bu değil. Aslında konumuz bir şeye de bağlı değil. Tema ilişki konu ise insan çocuğu…

Benzer yazılar

Sen gidince eksilen kimdi?

Fırtınayı dindirenler, şimdi rüzgârsızlıktan şikâyet ediyor

Kutsal Bir Masalın Anatomisi: Vitrindeki Sevgi, Yürekteki Kış

Aşk mı Dediniz, Yoksa Psikopatiksel Arızasallık mı?

Başlarken ne dedik, heyecan… Evet ya çok eğlencelidir ilişkinin başlangıcındaki heyecanlar. Tabi heyecan varlığını hayal kırıklığı ile süslemezse. Çünkü heyecan yapıp beklediği şeylerin sonuçları genelde hayal kırıklığı yaşatıyor insan çocuğuna. “Bak hayatım sana ne aldım”… “Bana bunu mu layık gördün” diyemediği için, “teşekkür ederim canım” diyerek geçiştirilir ve içten içe de öküzlükle, dengesizlikle suçlanır hediye alan kişi. Sadece hediye değil tabi, günümüz ilişkileri sosyal medya üzerinden yürüdüğü için, ilk karşılaşmalardaki heyecanlar da kocaman hayal kırıklıklarına dönüşebiliyor. İki tarafta birbirine boyunu sormadığı için, selvi boylu al yazmalı bir tip beklerken, olanlar oluyor…

Bir de modern zamanların efektleri ile muhteşem güzel ve narin görünen tipler var. Onlarla karşılaşınca hayatın zalim şakasına maruz kalanların içine kaçan heyecanına ne demeli bilemedim. İlişkiler havuzu değil gen havuzunda yolculuk yapıyoruz sanki. Farklı açılardan yakışıklı görünenler de var, yanına vardığınızda dudaklarınızın rengi atıyor ve bir ilişkiye hazır olmadığınızı anlıyorsunuz da nasıl anlatacağınızı bilemiyorsunuz.

Tabi bu buluşmalardan öncesi çok heyecanlı oluyor, düşler, düş perileri, kendisini o kadar iyi anlayan birinin varlığı, güzellikler “tanrım çok şanslıyım” halleri. Romantizm ve aşk güzel şey velhasıl… İlk buluşmada sorunları görmezden gelenler de var tabi ya da “dereyi geçene kadar ayıya dayı diyelim” modunda olanlar da… Onlar için durum biraz daha çekilir hale geliyor, kuş kafese girinceye kadar oynuyor iki tarafta, kafesin kapağı kapanınca çıkıyor içerideki öküz (öküzleri tenzih ederim) ve cadı. Romantizm yerini sidik yarışına çevirse de tutunacak dalları da bırakmak istemiyor, ilişki mağdurları. Ya anlayışına ya dinlemesine ya saygı göstermesine ya da tipine üç beş puan verip onunla ilerlemeye çalışıyor. Oluyor mu? tabi ki hayır. Bakınız ortalık, ilişki çöplüğü haline dönmüş durumda. Herkes mağdur, herkes haklı, herkes kandırılmış ve herkes derdest edilmiş olarak tanımlıyor kendisini.

Neyse ki ilişkileri güzelleştiren şeyler de var; kavuşmak ve dokunmak gibi… Onun da hayalleri kocaman ve heyecanları da öyle… Fakat kavuşup dokununca istediği şekilde ilerlemiyor bazen oyun. Biri dokunsal diğeri işitsel ya da görsel çıkıyor. Sırnaşma olarak tabir ediliyor sarılmak ve dokunmak. Tüh yine için ettik bu güzelim halin. Heyecanı illa hayal kırıklığına çevirmek zorunda mısın be adam? Ama öyle olmuyor mu? Siz söyleyin ya… Ben negatif sularda yüzen kaostan beslenen bir karakter olabilirim, ilişkileri bozup dünyaya kötülük getirmeye çalışıyor da olabilirim! İlişki başka bir şey deyiverin bana…

Sonra, ilişkileri imzalı törenlere dönüştürmek de insanlığın kendisine yaptığı en büyük hayal kırıklığı eylemidir. Sorsan, “Abi çocuk olacak babası kim bilelim” sanki dünya sıraya girmiş o çocuğun babası olmaya çalışıyor, böyle bir absürtlük içinde “ya benimsin ya toprağın” ilişkileri de sarıp sarmalıyor dünyayı.

İlişki güzel şey tabi, sevgi ve saygı esas karakter olunca. Her haliyle sevebilme erdemiyle ilişki içinde olmak. Anlamanın ötesine geçmek, hissetmek, duyumsamak, onu mutsuz eden şeyleri düşünceye bile getirmemek, onu huzursuz edecek cümlelerden yoksun bırakmak kendini. Sonra… Sonrası da sen bunları yaptıkça karşı tarafın konfor alanı genişleyip sıkılmaya başlar ve heyecan ister tekrardan. Korunaklı alan rahatsız eder ve gitmek ister. Yok yok böyle olmayacaktı. Başka bir şey anlatacaktım, buraya nasıl geldik yine. Ah tabi ya, negatif enerji ile dünyanın tekerine çomak sokmaya geldim dünyaya. Yok yok öyle değil ilişkilerin tekerine olacaktı.

İyi bir şey yok mu ya? Bir umut kırıntısı, tutunacak bir dal da mı yok? Rivayetlere göre bir zamanlar varmış? Ama o zamanlarda internet yokmuş, botoks yokmuş, efekt yokmuş, evinde mutsuz mutsuz yatarken ve sevgilisi ile kavgalıyken balayındaymış gibi paylaşım yapanlar yokmuş, dolapta fareler cirit atarken ve yiyecek parası kalmamışken tüm maaşını gömdüğü restoranda çektiği yemeği paylaşanlar da yokmuş. Yani kıyas yokmuş ve kıstas da yokmuş. Onun sevgilisi bunu yapmış, şunu kocası bunu almış, onun karısı şöyle davranmış. Nerden biliyorsun bu kadar ilişki içindeki dinamikleri, orada mıydın? İçinde miydin? Ah pardon kıyasına sebep sosyalleştikleri sanılan medyatik paylaşımlar var değil mi?

İşte böyle dostlar, mükemmel ilişkiyi yazmaya çalışmadım aslında ilişkiyi de yazmaya çalışmadım. Ne yazdım bilmiyorum, heyecanınızı yitirmeyeceğiniz ve hayal kırıklığı yaşamayacağınız ilişkiler yaşamanızı diliyorum. Hatırlayın, mükemmel insan yoktur, mükemmel ilişki yoktur, mükemmel bir yaratım da yoktur. Her şeyin kendi içinde bir kusuru ve eksiği vardır, asıl olan şey sevgidir, saygıdır, onurlu ve erdemli duruştur, bittiği yerde gitmek, kaldığın yerde de taşıyabilmektir. Yolunuz açık olsun… Dilediğinizce mutlu olacağınız yarınlara maruz kalasınız.

Benzer yazılar

Sen gidince eksilen kimdi?

Sen gidince eksilen kimdi?

Birini özlediğimizde, bu duygunun kaynağını çok iyi bildiğimizi sanırız. "Çünkü yok," deriz; basit, anlaşılır ve görünüşte ikna edici bir cevaptır...

Fırtınayı dindirenler, şimdi rüzgârsızlıktan şikâyet ediyor

Fırtınayı dindirenler, şimdi rüzgârsızlıktan şikâyet ediyor

Modern ilişkilerin belki de en ilginç çelişkilerinden biri şu: İnsanlar birbirlerinden bazı özellikleri değiştirmelerini isterken, değişimin sonucunda ortaya çıkan yeni...

Please login to join discussion

Sosyolojik Bakış

Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Kimlik, benlik, aidiyet.

İnsanın kendisiyle karşılaşması.

İnsan, toplum ve ilişkiler üzerine; gözlemleyen, sorgulayan, anlamaya çalışan özgün bir bakış.

Son Yazılar

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Zihin Sıçramaları

Zihin Sıçramaları

Sen gidince eksilen kimdi?

Sen gidince eksilen kimdi?

Tebrikler! Çok güzel oynadınız. Sabah işe geldiniz. Koridorda, asansörde, kahve makinesinin önünde, toplantı odasının kapısında birbirinizle karşılaştınız. Gülümsediniz. “Günaydın.” dediniz. Hal hatır sordunuz. Birbirinizin gözlerinin içine baktınız. Ve sonra herkes kendi masasına döndüğünde oyun başladı. “Bunun ne başarısı var ki?” “Zaten müdürün gözüne girmek için yapıyor.” “Terfi almış da ne olmuş? O pozisyonun altını dolduramaz.” “Patronun yanında başka, bizim yanımızda başka konuşuyor.” “Sunumu da berbattı aslında.” “Satışı ben getirmiş olsaydım kim bilir neler söylerlerdi.” Bunlar söylendi. Hem de çoğu zaman aynı insanlar tarafından. Sonra o kişi odaya girdi. Bir anda yüzler değişti. “Ah canım, ne güzel olmuşsun!” “Duydum, terfi etmişsin. Gerçekten çok sevindim. Hak ettin.” “Projeyi de harika teslim etmişsin. Tebrik ederim.” “Büyük satışmış gerçekten. Helal olsun.” Ve o meşhur gülümseme... Dudakların kenarında beliren, gözlere ulaşmayan, yüz kaslarının zoraki bir hareketinden ibaret o kurumsal tebessüm. İşte o anda insanın karşısında bir çalışan değil, bir oyuncu vardır. Ve karşımızdaki insan da bunun farkındadır. Çünkü o da aynı oyunun içindedir. Kurumsal hayatın bize öğrettiği en başarılı becerilerden biri belki de işimizi yapmak değildir. Rol yapmaktır. Kızgınken sakin görünmek. Kıskanırken tebrik etmek. Nefret ederken gülümsemek. Güvenmezken güveniyormuş gibi davranmak. Başarısını küçümsediğin insanın başarısını alkışlamak. Arkadan yerden yere vurduğun yöneticinin odasına girip “Sizin liderliğiniz gerçekten çok değerli” demek. Ve bütün bunları o kadar ustaca yapmak ki, bir süre sonra insan kendi yüzünün hangisi olduğunu bile unutmak. İşin en acıklı tarafı da burada başlıyor. Çünkü bir süre sonra artık yalnızca başkalarına yalan söylemiyorsunuz. Kendinize de yalan söylemeye başlıyorsunuz. Bir yöneticinin odasına giriyorsunuz. Az önce koridorda onun için “Bu adam bu şirketi batırır” diyordunuz. Şimdi karşınızda oturuyor. Sesiniz değişiyor. Sırtınız biraz daha dikleşiyor. Cümleleriniz daha özenli. Gülümsemeniz daha geniş. “Gerçekten vizyonunuz çok farklı.” “Bu konuda sizin yaklaşımınızı çok değerli buluyorum.” “Böyle bir liderle çalışmak gerçekten büyük şans.” Çıkıyorsunuz odadan. Kapı kapanıyor. Ve aynı insan yeniden eski hâline dönüyor. “Gördün mü? Yine ne saçmaladı.” Tebrikler. Oyununuz oldukça başarılı. Fakat bu tiyatronun en çirkin hâli, güç karşısında ortaya çıkıyor. Çünkü bazı insanlar astlarına karşı insan, üstlerine karşı ise hayranlık duyacak kadar başarılı birer oyuncuya dönüşüyorlar. Yöneticinin söylediği her şey komik. Yöneticinin yaptığı her şey mükemmel. Yöneticinin esprisi vasat bile olsa kahkaha hazır. Yöneticinin fikri kötü bile olsa baş sallamak hazır. Yöneticinin hatası varsa “aslında çok doğru bir stratejiydi” demek hazır. Çünkü bazıları için kariyer, ne kadar iyi iş yaptığından çok ne kadar iyi oynadığıyla ilgili. Ve ne yazık ki bazı kurumlarda en hızlı yükselenler, en yetenekliler değil; rolünü en iyi oynayanlar oluyor. Bir de şu var: İnsanlar dürüst insanları sevdiğini söyler. “Ben açık sözlü insanları severim.” “Bana doğruları söyleyin.” “Kimse arkamdan konuşmasın, yüzüme söylesin.” Ne güzel cümleler bunlar. Ama gerçekten öyle mi? Gerçekten biri karşınıza geçip: “Bence bu yaptığınız yanlış.” dediğinde hoşunuza gidiyor mu? “Bu terfiyi hak ettiğinizi düşünmüyorum.” dediğinde? “Toplantıda söylediğiniz şey bana samimi gelmedi.” dediğinde? “Bana gülümseyerek söylediklerinizle arkamdan söyledikleriniz arasında ciddi bir fark var.” dediğinde? İşte burada bütün o dürüstlük nutukları bir anda buharlaşıyor. Çünkü çoğumuz gerçeği değil, gerçeğin bize zarar vermeyen hâlini istiyoruz. İnsanlar doğruluk istemiyor. Çoğu zaman sadece incitilmeyecekleri bir doğruluk istiyorlar. Ama burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Her düşündüğümüzü söylemek dürüstlük değildir. İnsanların yüzüne aklımıza gelen her şeyi söylemek cesaret değildir. Kırmak, küçümsemek, hakaret etmek ya da düşüncesizce konuşmak “ben dürüstüm” diyerek meşrulaştırılamaz. Gerçek dürüstlük başka bir şeydir. Söylediğinle hissettiğin arasındaki mesafeyi azaltmaktır. Sevmiyorsan sevmiyorsundur. Hayran değilsen hayran değilsindir. Bir başarıyı gerçekten takdir ediyorsan söylersin. Etmiyorsan sırf ortam öyle gerektiriyor diye sahte bir alkış üretmezsin. Bir insanın yaptığı işi beğenmiyorsan bunu aşağılamadan söyleyebilirsin. Birinin terfisine seviniyorsan kutlarsın. Sevinmiyorsan da yüzüne yapışmış plastik bir tebessümle “çok sevindim” demek zorunda değilsindir. Bazen sadece: “Senin adına hayırlı olsun.” dersin. Ve geçersin. Bu bile çoğu zaman yeterlidir. Peki ya bu oyunu oynamayı reddeden insan? İşte asıl mesele burada. Herkesin tiyatro yaptığı bir dünyada gerçek olmak nasıl bir duygudur? Muhtemelen biraz yalnızlık. Biraz yabancılık. Biraz da bedel. Çünkü sahnede herkes aynı repliği söylerken sen metnin dışına çıkarsan, oyuncular sana dönüp bakar. “Bu neden böyle konuşuyor?” “Biraz daha diplomatik olsa.” “Çok açık sözlü.” “İnsanlarla iletişimi zayıf.” “Takım oyuncusu değil.” “Biraz politik davranmayı öğrenmesi lazım.” derler. Aslında çoğu zaman söyledikleri şudur: “Bizim oyunumuzu bozuyor.” Çünkü gerçek bir insan, sahte insanların oluşturduğu düzen için tehlikelidir. Bir insan gerçekten ne hissediyorsa onu taşıdığında, diğerlerinin maskeleri görünür hâle gelir. Ve maskeli insanlar, maskesiz birinden rahatsız olurlar. Belki de bu yüzden bazı insanlara tiyatro eğitimi vermek gerekmiyor. Onlar zaten yıllardır sahnedeler. Hatta belki profesyonel oyuncu bile olabilirler. Bir gün bir tiyatro yönetmeni gelip onlara şöyle dese şaşırmam: “Size bir rol vermek istiyoruz.” “Neden?” “Çünkü çok güzel oynuyorsunuz.” “Neyi?” “Nefret ettiğiniz insanı seviyormuş gibi yapmayı. Kıskandığınız insanı içtenlikle kutluyormuş gibi görünmeyi. Arkasından söylediğiniz şeylerin tam tersini yüzüne söylemeyi. Üstünüz olan insanların yanında kişiliğinizi değiştirmeyi. Güçlü gördüğünüz insanlara hayranlık göstermeyi. Güçsüz gördüğünüz insanlara tepeden bakmayı. İçinizden gelmeyen bir tebessümü saatlerce yüzünüzde tutmayı. Ve bütün bunları yaparken kendinizi hâlâ iyi bir insan zannetmeyi.” İnsan susar. Sonra sorar: “Peki bu oyunun sonunda ne olacak?” Yönetmen cevap verir: “Hiçbir şey. Sahne kapanacak. Işıklar sönecek. Herkes evine gidecek. Ve siz aynanın karşısında yüzünüzde hangi ifadenin size ait olduğunu anlamaya çalışacaksınız.” Belki de en büyük tehlike başkalarına yalan söylemek değil. Kendi rolüne inanmaya başlamaktır. Çünkü insan bir süre sonra oynadığı karakterle kendisini birbirinden ayıramaz. İş yerinde gülümsediği için gerçekten mutlu olduğunu sanır. Birini tebrik ettiği için gerçekten sevdiğini düşünür. Yöneticisine hayranlık gösterdiği için gerçekten hayran olduğunu zanneder. Herkese “çok değerlisin” dediği için gerçekten insanlara değer verdiğini düşünür. Sonra bir gün yalnız kaldığında içinden başka bir ses yükselir: “Hayır. Sen bunların hiçbirini hissetmedin.” İşte o ses tehlikelidir. Çünkü insanın yıllardır kurduğu dekoru yıkar. Belki de gerçek özgürlük, her düşündüğünü söylemek değildir. Belki gerçek özgürlük, söylemek zorunda olmadığın hiçbir şeyi söylememektir. Sahte bir tebessüm yerine sessizlik. Yapmacık bir övgü yerine ölçülü bir nezaket. Zoraki bir hayranlık yerine mesafe. İçinden gelmeyen “tebrik ederim” yerine yalnızca “hayırlı olsun.” Ve bazen bütün kurumsal dünyanın senden beklediği o büyük, parlak, yapışkan gülümseme yerine sıradan bir insan yüzü. Belki de yeterlidir. Çünkü insanın yüzünde taşıdığı en güzel ifade, başkalarını memnun etmek için ürettiği ifade değildir. Kendisine ait olandır. O yüzden... Terfiniz için sizi tebrik ederim. Büyük satışınız için sizi kutlarım. Başarılı projeniz için sizi alkışlarım. Ama asıl tebrik edilmesi gerekenler başka. Bütün bunları söylerken gerçekten hissedenler. Sevmediği hâlde seviyor gibi yapmayanlar. Kıskandığında bunu kendisine itiraf edebilenler. Birinin başarısını kendi başarısızlığı gibi görmeyenler. Güç karşısında küçülmeyenler. Güçsüz karşısında büyümeyenler. Ve en önemlisi... Sahne kapandığında da aynı insan olarak kalabilenler. Diğerlerine gelince: Tebrikler! Çok güzel oynadınız

Tebrikler! Çok güzel oynadınız.

Popüler Yazılar

  • Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    536 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

    535 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Sen gidince eksilen kimdi?

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Sonsuzluk ve Hiç’lik

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Travmalardan özgürleşmek isteyen insan çocuğu

    531 paylaş
    Paylaş 212 Tweet 133
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İnsanı, ilişkileri ve toplumu; benlik, duygular, davranışlar ve iletişim üzerinden sorgulayan özgün bir düşünce ve gözlem alanı.

Hakkımda

  • Hakkımda
  • Kitaplarım
  • Bana Ulaşın

Veri Gizliliği

  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
  • Aydınlatma Metni

Copyright © 2026 | Murat Tali  | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir

Facebook-f Instagram Linkedin

Welcome Back!

OR

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Ana Sayfa
  • Kitaplarım
  • Hakkımda
  • Bana Ulaşın

Copyright © 2026 | Murat Tali | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir