Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Hayat Oyunu

10/15/2015
in Davranış Sosyolojisi
0
0

Hayat bir oyun mudur? Çoğu kez duyarız insanlardan, kendi hayatının başrolüne geç diye. Ya da senaristi sen ol, ışıkçısı sen ol, rejisörü sen ol… Bütün bunlara bakınca bir film oynanıyor ve bütün rollerde sen olmaya çalışıyorsun. Çalışıyorsun çalışmasına da hepsi olmaya çalışınca kendini yitiriyorsun. Sen, sadece kendinsin, Kendin olduğun bir dünyada ışıkçı olma… Bırak ışıkçı senin yaşama verdiklerinin sana yansıması olarak gelsin. Sen rejisör olma, düşüncelerin, eylemlerin, senin kime nasıl davranacağına, hangi insanın yaşamında ne tarz rol oynayacağına bırak hayata ektiklerin karar versin.

Figüranlarıyla, yardımcı oyuncularıyla, senaryoyu yazanıyla, mekanları seçeniyle ve senin hayatını nasıl oynayacağını yöneten yönetmeniyle, bir oyunun tam ortasındasın zaten. Nerede duygunu yükselteceğini, nerede susacağını, nerede güleceğini ve ağlayacağını söyleyen bir hayatın içindesin zaten.

hayat oyunu

Oyundan atılmak nedir bildiğin için oyunda kalmak adına, oyunu yöneten her bir bireyin esiri oluyorsun günün sonunda. Hayatında figüran olacak kişiler bile sana yaşam yolculuğunda bir şeyler göstermek adına canını yakmaya başlıyor. Figüranın can yaktığı bir hayatın içinde iken yardımcı oyuncuların, ışıkçıların, rejisörün, yönetmenin, senaristin, seslendirmenin ve kameramanın neler yapabileceğini hayal etmek ister misin? Zor değil mi?

Benzer yazılar

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

İnsan olmayı ıskalayan adamlar ve kadınlar

Tebrikler! Çok güzel oynadınız.

Gerçek nedir? Biz kimiz?

Bütün hayatımız başkaları ne der düşüncesi ile geçmiştir ve oyun bu ya her seferinde başkalarının dedikleri ile yolumuza ve yolculuğumuza devam ediyoruz. Üstelik ortaya çıkan her hatada ya ışıkçıyı ya kameramanı ya da seslendirmeciyi suçluyoruz. Çünkü çocukken yere düştüğümüzde hatalı olan yerdi, kafamızı masaya çarptığımızda suçlu olan masa idi, elimiz yaktığımızda dövülecek şey soba idi, sıcak demlik idi, çay bardağı idi. Oyun içinde oyunlar oynayarak büyüdük ve asıl olan kahramanın kim olduğunu hiç bir şekilde hatırlayamadık. Aile denen senarist ve yönetmen koltuğunda oturan kimlikler bize yaşanan her şeyin dışarıdan geldiğini anlattı, öğretti, dayattı durdu… Bizde anlatılanlara o kadar inandık ki olan bitenleri gerçek kılıp kabullendik…

İşin komik tarafı kendi hayatımızda oynanan oyunların farklı sürümlerini izlediğimiz televizyon dizilerinde, kahramanlara –ki oyun önceden yazılmış, oynanmış, yeni bir bölümün çalışmaları bile bitmiş olabilir- yanlış davrandıklarını, biz olsak öyle yapmayacağımızı, nasıl kör olduğunu, olayın bu şekilde çözülemeyeceğini bağıra çağıra anlatıyor hatta dost sohbetlerinde filmin/dizinin kritiğini yapıyoruz. Bizim oyunumuzun sürüm farklılıkları ile bize gösterilmiş hallerine bile o kadar inanıyoruz ki üzerinde günlerce konuşacak konular yaratıyoruz. Muzdarip sevdalar, münferit olaylar, başa bela dışavurumlar tam da buralar açığa çıkıyor.

Soru şu, insan kendi yaşadığı hayatın gerçek senaristi, yönetmeni, başrol oyuncusu olabilir mi? Öyle ya bir hayat oyunu oynanıyor ve konu tamamen bizimle alakalı ve biz de oyundan bihaber çıkıp sahneye öğretilen replikleri tekrarlayıp, söylenen duygulara girmeye çalışıp, uygun duruş ile kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Bütün bunları kendinde görüp, fark edip, en doğal hale çevirip kendin olarak sahneye çıkabiliyor muyuz?

Zor mu? Çok mu zor? Kendin olabilmek…

Kendin olup, oyundan çıkıp sahneyi terk etmek ve hiç bir role, kimliğe bürünmeden, sadece olması gerekene yani kendi özüne varmak onun istediğini hissetmek, bilmek ve yaşamında uygulamak, çok mu zor? Vazgeçebilmek, teslim olabilmek, rolleri reddetmek, sevilmemeyi göze almak, gülün dikeni olmak, toprağın balçığı, gökyüzünün karanlık ve gök gürültülü haline gelmeyi, toplumun biçtiği kaftanı yırtıp en çıplak hali ile doğmayı seçebilir mi insan?

Hayatı bir oyun olarak görüyor musunuz halen? Rollerinizi, yükünüzü, seçimlerinizi, fark ediyor musunuz? Üstelik kendi hayatınızda başrol oynamaya çalıştıkça, başkalarının hayatlarındaki rollerinizi görüyor musunuz? Işıkçı olan sizi, yönetmen, rejisör, kameraman, figüran, yardımcı olan sizi ve davranışlarını kavrayabiliyor musunuz? Sürekli olarak hayatlarımıza müdahale edildiğini bağıran siz, kimlerin hayatına ne kadar müdahale ediyorsunuz? Kimin canı sizden dolayı yanıyor? Gerçekten ifade ettiğiniz, dile geldiğiniz ve isyan ettiğiniz kadar masum musunuz?

Kendi hayatınızın rollerini gözlemlerken, başkalarının hayatlarındaki rollerinizi de görüp geri çekilmeye var mısınız? Haydi, ne varsa elinizde bildiğiniz, tuttuğunuz hikaye, öykü, masal, senaryo ve kostüm hepsini bir kenara bırakıp hem kendi hayatınızın hem de başkalarının hayatlarının çıplaklığına teslim olun, göreceksiniz ki mutluluk üstlendiğiniz rollerde değil, terk ettiğiniz sahnede kendini gösterecektir.

Hayat size biçilen roller ile değil, sizin ona verdiğiniz repliklerle size geri dönüş yapar. Size dönen her bir duygu, düşünce, eylem, söz ve davranış sizin etrafınıza saçtığınız ve duymak istediğiniz, yaşamayı seçtiğiniz, deneyimlemek için kendinize söz verdiğiniz eylemlerdir sadece…

Fark edin, teşekkür edin ve Kendin(i)zi Bul’un…

Benzer yazılar

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı - Yaratılış Efsanesi

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

“Tanrı bilinmek için Adem’i yarattı.” Bu cümleyi ilk duyduğumda aklıma insanın yaratılışı değil, insanın kendisine biçtiği değer geliyor. Çünkü bu...

İnsan olmayı ıskalayan adamlar ve kadınlar

İnsan olmayı ıskalayan adamlar ve kadınlar

Çocuk doğar. Henüz adam değildir, kadın değildir. Dünyaya geldiği ilk anda ne gücün ne güzelliğin ne de cinsiyetin toplumsal anlamını...

Please login to join discussion

Sosyolojik Bakış

Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Kimlik, benlik, aidiyet.

İnsanın kendisiyle karşılaşması.

İnsan, toplum ve ilişkiler üzerine; gözlemleyen, sorgulayan, anlamaya çalışan özgün bir bakış.

Son Yazılar

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı - Yaratılış Efsanesi

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

Yaşam amacını bulmak

Yaşam amacını bulmak

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

Popüler Yazılar

  • Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    536 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

    535 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

    533 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

    533 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İnsanı, ilişkileri ve toplumu; benlik, duygular, davranışlar ve iletişim üzerinden sorgulayan özgün bir düşünce ve gözlem alanı.

Hakkımda

  • Hakkımda
  • Kitaplarım
  • Bana Ulaşın

Veri Gizliliği

  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
  • Aydınlatma Metni

Copyright © 2026 | Murat Tali  | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir

Facebook-f Instagram Linkedin

Welcome Back!

OR

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Ana Sayfa
  • Kitaplarım
  • Hakkımda
  • Bana Ulaşın

Copyright © 2026 | Murat Tali | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir