Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İnsan olmayı ıskalayan adamlar ve kadınlar

Adam olmakla insan olmak, kadın olmakla insan olmak arasındaki mesafeye dair bir deneme.

09/23/2026
in Davranış Sosyolojisi, Sosyolojik Bakış
0
0
İnsan olmayı ıskalayan adamlar ve kadınlar

Çocuk doğar. Henüz adam değildir, kadın değildir. Dünyaya geldiği ilk anda ne gücün ne güzelliğin ne de cinsiyetin toplumsal anlamını bilir. Açlığını ağlayarak anlatır, sevgiyi teninde arar, güvende olmak için bir başkasının kucağına sığınır. Henüz kimseye üstün gelme arzusu taşımaz. Bir başkasından daha güzel, daha güçlü, daha zengin ya da daha arzu edilir olmanın ne anlama geldiğini bilmez. Yalnızca yaşar. İnsan olarak başlar hayata.

Sonra dünya onu eğitmeye başlar. Ona ne olması gerektiğini, nasıl görünmesi gerektiğini, ne kadar güçlü durması gerektiğini, kimleri etkilemesi ve kimler tarafından seçilmesi gerektiğini anlatır. Çocuğun henüz tanımadığı bir oyunun kuralları yavaş yavaş öğretilir. Erkekse adam olması, kızsa kadın olması beklenir. Fakat bu beklentilerin içinde, insan olmanın ne anlama geldiği çoğu zaman sessizce geriye çekilir.

Çünkü toplum, insanı olduğu haliyle kabul etmekten çok, onu belirli bir role uygun hale getirmekle ilgilenir. Çocuğa önce kim olduğunu sormaz; ne olması gerektiğini öğretir. Ve bir gün çocuk, insan olmayı öğrenmeden adam ya da kadın olma sınavına girdiğini fark etmeden büyür.

Benzer yazılar

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

Yaşam amacını bulmak

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

Adam Olmak: Bir Kadına Nasıl Davrandığının Ötesinde

Bir erkeğe “adam gibi adam” denildiğinde, çoğu zaman onun kadınlara nasıl davrandığı üzerinden bir değerlendirme yapılır. Kadına saygılıysa, onu koruyorsa, sözünün arkasında duruyorsa, sadıksa, sahipleniyorsa ve toplumun kabul ettiği ahlaki sınırlar içinde hareket ediyorsa adamdır. Elbette bir erkeğin kadınlara yaklaşımı, karakteri hakkında önemli şeyler söyleyebilir. Ancak insanın bütün ahlakını tek bir ilişki biçimine indirmek, adamlığı da eksik bir tanıma hapsetmektir.

Bir erkeğin kadınlara iyi davranması, onun insanlığa dair bütün sorumluluklarını yerine getirdiği anlamına gelmez. Kadına karşı nazik, iş arkadaşına karşı acımasız; sevgilisine sadık, güçsüz gördüğü insana karşı küçümseyici; ailesine karşı koruyucu, kendisinden farklı olana karşı düşmanca olabilir. Toplum yine de ona adam diyebilir. Çünkü adamlığın ölçüsü çoğu zaman belirli davranışlarla sınırlanır ve o davranışların dışındaki insanlık halleri görünmezleşir.

Bir erkeğin adam olup olmadığını yalnızca kadınlara yaklaşımıyla değerlendirmek, kadını da erkeğin karakterini ölçen bir araca dönüştürür. Oysa bir kadın, bir erkeğin ahlaki yeterliliğini kanıtlamak için var değildir. Erkek de kadınlara iyi davranarak insan olmanın diğer bütün sorumluluklarından muaf tutulamaz.

Adam olmak, bir kadına nasıl davrandığın kadar, senden hiçbir şey beklemeyen bir insana nasıl davrandığınla da ilgilidir. Sana karşı koyamayacak birinin yanında ne yaptığınla, seni alkışlamayan insanların varlığında nasıl biri olduğunla, gücünü kullanabilecekken kullanmamayı seçip seçmediğinle ilgilidir.

Belki de adamlık, başkalarının gözünde saygın bir erkek figürü olmaktan önce, kendi içindeki iktidar arzusuyla ne yaptığını anlayabilmektir.

Çünkü insanlığını kaybetmiş bir adamın kadınlara gösterdiği nezaket, bazen yalnızca kendisi hakkında iyi bir hikâye anlatma biçimidir.

Kadın Olmak: Başka Bir Kadından Daha Fazla Olma Çabası

Kadınlık da benzer biçimde, yalnızca biyolojik bir gerçeklik olmaktan çıkarılıp toplumsal bir performansa dönüştürülür. Nasıl görünmen gerektiği, ne kadar zarif olacağın, ne kadar çekici bulunacağın, hangi davranışların seni değerli kılacağı ve bir erkeğin gözünde nasıl bir izlenim bırakacağın sana farklı kanallardan öğretilir.

Kadınlar arasında sıkça dile getirilen “Kadınlar hemcinsleri için süslenir” sözü, bu karmaşık sürecin bir parçasını anlatır. Kadınların birbirlerini değerlendirmesi, birbirlerinden etkilenmesi, rekabet etmesi veya estetik tercihlerinde birbirlerini dikkate alması mümkündür. Ancak bu söz, kadınların bütün süslenme motivasyonlarını tek başına açıklamaz. Kadınların kendileri için, başka kadınlar için, erkekler için veya farklı sosyal beklentiler nedeniyle hazırlanması birbirini dışlayan olasılıklar değildir.

Asıl mesele, süslenmenin kimin için yapıldığını kesin bir hükme bağlamak değil; güzelliğin ve çekiciliğin neden bu kadar yoğun bir toplumsal değer taşıdığını sorgulamaktır.

Bir kadının başka bir kadından daha güzel, daha bakımlı, daha zarif veya daha çekici olma arzusu, kimi zaman bir sosyal karşılaştırma ve rekabet biçimi haline gelebilir. Bu rekabetin içinde erkeklerin ilgisi, toplumsal onay, statü ve seçilme arzusu bulunabilir. Fakat her kadının güzellik çabasını bilinçaltında yalnızca erkek seçimine indirgemek de insan davranışının karmaşıklığını gözden kaçırır. İnsanlar kendilerini başkalarıyla kıyaslar; bunu yalnızca cinsel seçilim değil, aidiyet, özsaygı, kimlik, statü ve estetik haz gibi farklı motivasyonlar da şekillendirir.

Yine de sorulması gereken soru önemlidir:

Bir kadın kendisini ne kadar kendi gözleriyle değerlendiriyor, ne kadar başkalarının bakışını içselleştirerek kendisine bakıyor?

Bu sorunun muhatabı yalnızca kadınlar değildir. Erkek de kendisini başkalarının bakışı üzerinden kurar. Kadın, güzelliğiyle bir değer alanı inşa etmeye zorlanırken erkek, gücü ve yeterliliği üzerinden bir değer alanı kurmaya yönlendirilir. Her iki durumda da insan, kendisi olmaktan önce bir ölçüte uygun hale gelmeye çalışabilir.

insan olmak, İnsan olmayı ıskalayan adamlar ve kadınlar

Erkeklerin Rekabeti: Gücün, Paranın ve Bedenin Dili

Erkek çocuğa da farklı bir hikâye anlatılır. Ağlamaması, güçlü olması, yenilmemesi, kendisini ezdirmemesi, başarılı olması, para kazanması, bedensel olarak yeterli görünmesi ve kadınlar tarafından arzu edilmesi beklenir. Kimi zaman bu beklentiler açıkça söylenir, kimi zaman bir şaka, bir küçümseme ya da başka erkeklerle yapılan karşılaştırmalar aracılığıyla öğretilir.

Erkek, büyüdükçe kendisini diğer erkeklerle kıyaslamayı öğrenir. Kim daha zengin? Kim daha güçlü? Kim daha yakışıklı? Kim daha fazla kadınla birlikte olmuş? Kim daha iyi bir arabaya sahip? Kim daha büyük bir bedene, daha görünür bir statüye veya daha yüksek bir cinsel yeterlilik iddiasına sahip?

Beden kaslarla, cüzdan parayla, sosyal çevre bağlantılarla, cinsel kimlik ise performans ve ölçülerle anlatılmaya başlar. Erkek, kendi değerini yalnızca nasıl bir insan olduğuyla değil, diğer erkeklerden ne kadar önde olduğuyla hesaplamaya yönelir.

Penis boyu üzerinden yürütülen rekabet de bu erkeklik performansının indirgenmiş örneklerinden biridir. Bir beden parçasının ölçüsü, kişinin erkeklik değerinin göstergesiymiş gibi sunulur. Oysa insanın cinsel yeterliliği, duygusal olgunluğu veya ilişki kurma becerisi tek bir anatomik ölçüye indirgenemez. Burada asıl mesele, bir organın kendisi değil; erkeğin kendi bedenini ve değerini sürekli bir rekabetin konusu haline getirmesidir.

Erkek, bir noktadan sonra kadınları arzulamaktan çok, başka erkeklerden daha fazla arzu edilir olduğunu kanıtlamaya çalışabilir. Bir kadının ilgisi, yalnızca bir yakınlık deneyimi olmaktan çıkar; erkekler arasındaki görünmez sıralamada bir puana dönüşür.

Kaç kadın seni istedi? Kaç kadınla birlikte oldun? Kaç kişi seni kıskandı? Kaç erkek senden çekindi?

Böylece cinsellik, iki insanın birbirine yaklaşmasından ibaret olmaktan uzaklaşıp toplumsal bir performans alanına dönüşebilir. Erkek, yaşadığı deneyimin kendisinden çok, o deneyimin kendisine kazandırdığı statüyle ilgilenmeye başlayabilir.

Oysa bir erkeğin çok sayıda kadın tarafından seçilmesi, onun daha iyi bir insan olduğunu kanıtlamaz. Aynı şekilde bir kadının çok sayıda erkek tarafından arzu edilmesi de onun insanlık değerini belirlemez.

Bedenin ve arzunun toplumsal rekabete dönüştüğü yerde, insanın kendisi kolaylıkla bir skora indirgenir.

Av ve Avcı: İnsanın Kendi İçgüdüleriyle İmtihanı

Kadın ve erkek, birbirinden bağımsız iki toplumsal figür olarak yetiştirilse de aralarındaki ilişki, biyolojik arzuların, kültürel beklentilerin ve kişisel ihtiyaçların kesiştiği bir alandır. İnsan, cinsel çekim ve yakınlık arayışını yalnızca toplumsal bir kurguya indirgemeden, biyolojik ve psikolojik boyutlarıyla ele almalıdır. Ancak insan davranışını sadece içgüdüyle açıklamak da yetersizdir. İnsan, dürtüleri olan fakat dürtülerini anlamlandırma, düzenleme ve sorgulama kapasitesine de sahip bir varlıktır.

Bu nedenle kadın ve erkeğin birbirleriyle ilişkisini yalnızca “av” ve “avcı” kavramları üzerinden okumak, ilişkilerin karşılıklı arzu, pazarlık, güç, kırılganlık, özgür irade ve toplumsal koşullar içeren karmaşık yapısını basitleştirebilir. Bununla birlikte, bu metafor insanın bazen kendisini hem arayan hem aranan, hem seçen hem seçilmeyi bekleyen bir konumda bulduğunu anlatmak için kullanılabilir.

İnsan, arzu ettiği kişiyi elde etmek isterken kendisini de bir başkasının arzusuna sunar. Birini seçerken seçilmeyi bekler. Bir başkasını değerlendirirken kendi değerlendirilebilirliğini düşünür. Bazen başkasının ilgisini bir ödül gibi görür, bazen kendi ilgisini bir güç gösterisine dönüştürür.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir ayrım vardır: İlişkilerde güç asimetrileri ve gerçek mağduriyetler vardır. Her iki cinsin de rekabet içinde bulunması, yaşanan bütün zararları eşitlemez. Bir insanın manipülasyona uğraması, şiddet görmesi, cinsel zorlamaya maruz kalması veya ekonomik olarak sömürülmesi, yalnızca karşılıklı bir oyunun sonucuymuş gibi değerlendirilemez. İnsanlık üzerine bir eleştiri, gerçek mağduriyetleri görünmez kılmamalıdır.

Bu ayrımı koruyarak şu soruyu sorabiliriz:

İnsanlar birbirlerini gerçekten tanımak mı istiyor, yoksa birbirlerinin hayatında kendi değerlerini kanıtlayacak bir yer mi arıyor?

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Ancak soruyu sormak, insanın kendi davranışlarını daha dürüst biçimde incelemesinin başlangıcı olabilir.

İD’in Gölgesinde Yaşamak

Freud’un psikanalitik kuramındaki İD, insanın dürtüsel ve haz ilkesine göre işleyen ruhsal yapısını açıklamak için kullanılan bir kavramdır. İD, insan davranışının bütününü açıklayan biyolojik bir merkez değildir; psikanalitik bir kuramsal çerçeve içindeki kavramsal bir bileşendir. Dolayısıyla kadınların ve erkeklerin tüm davranışlarını İD tarafından yönetilen hayvansal dürtüler olarak tanımlamak, hem Freud’un kuramını hem de insan davranışının çok katmanlı yapısını daraltır.

Yine de İD kavramı, insanın kendi dürtülerini ne ölçüde tanıdığı sorusunu ortaya koymak için verimli bir başlangıç olabilir.

İnsan, arzu duyar. Beğenilmek ister. Dokunmak, dokunulmak, seçilmek, sahip olmak, üstün gelmek ve bazen de başkasının ilgisi aracılığıyla kendisini değerli hissetmek ister. Bu arzuların varlığı insanı aşağılamaz. İnsan olmak, dürtülerden arınmış olmak anlamına gelmez.

Asıl sorun, insanın dürtülerini inkâr ederken onların yönlendirmesiyle hareket etmesidir.

Bir erkek, cinsel arzusunu kabul etmek yerine bunu ahlaki üstünlük gösterisiyle örtebilir. Bir kadın, beğenilme ihtiyacını sorgulamak yerine güzelliğin toplumsal ölçütleriyle kendisini sürekli bir rekabete sokabilir. Bir insan, bir başkasını gerçekten sevdiğine inanırken, o kişinin kendisine sağladığı statüye, güvene veya kendilik değerine daha fazla bağlanmış olabilir.

Bunların hiçbiri her birey için geçerli tek açıklama değildir. İnsan davranışını anlamak, kendimiz ve başkaları hakkında kolay teşhisler koymaktan çok, farklı motivasyonları ayırt edebilmeyi gerektirir.

İnsan kendi içindeki dürtüyü tanımadığında, onu çoğu zaman bir erdem kılığına sokar. Arzusuna aşk, rekabetine özgüven, sahiplenmesine sadakat, kontrolüne korumacılık, seçilme ihtiyacına kader diyebilir.

Bazen gerçekten sever. Bazen gerçekten korur. Bazen gerçekten sadıktır. Fakat bazen de kendi ihtiyacını, karşısındaki insanın özgürlüğünün üzerine yerleştirir.

İnsan olmanın sınavı, arzunun yok edilmesi değil; arzunun karşısındaki insanı yok etmesine izin vermemektir.

Skor Tabelasından İnsanlığa

Bugün ilişkiler, doğrudan veya dolaylı biçimde ölçülebilir göstergelere indirgenebiliyor. Kaç kişiyle birlikte oldun? Kaç kişi seni arzuladı? Kaç takipçin var? Kaç kişi seni beğendi? Kaç kişi seninle olmak istedi? Kaç kişiyi kendine hayran bıraktın?

Bunlar, insanın sosyal ve cinsel hayatında anlam taşıyabilecek deneyimlere işaret edebilir. Ancak bir insanın yaşam değerini belirleyen nesnel bir skor tabelası değildir. Cinsel deneyim sayısı, bir kişinin ahlaki değerini, duygusal olgunluğunu veya insanlık kapasitesini tek başına göstermez.

Buna rağmen insan, kendisini ve başkalarını sıralamak için bu tür göstergeleri kullanmaya yatkındır. Birinin daha fazla seçilmesi, daha fazla arzulanması veya daha görünür bir statüye sahip olması, onun daha değerli olduğu yanılsamasını doğurabilir.

İşte burada adam olmakla insan olmak arasındaki mesafe açılır.

Adamlık, başkalarının gözünde kabul gören bir kimlik olabilir. Kadınlık, toplumsal beklentilerle biçimlendirilmiş bir kimlik olabilir. Her iki kimlik de kişinin kendisini anlamlandırmasına yardımcı olabilir. Ancak insan, bu kimliklerin içinde kendi varlığını yalnızca bir performansa dönüştürdüğünde, kendisine ve başkalarına ilişkin daha geniş sorumluluklarını ihmal edebilir.

Bir insanın değerini yalnızca seçilme sayısıyla ölçmek, onu bir nesneye indirger. Bir insanın değerini yalnızca ne kadar güçlü veya güzel olduğuyla belirlemek, onun yaşamını tek bir ölçüte sıkıştırır. Bir insanın değerini yalnızca cinsel başarıyla tanımlamak, varlığını kendi bedensel performansının sınırlarına hapseder.

Oysa insanın değeri, başkalarının arzusundan önce de vardır. Seçilmediğinde eksilmez. Arzu edilmediğinde yok olmaz. Rekabeti kaybettiğinde insanlığını kaybetmez.

Bu, insanın bütün eylemlerinin eleştiriden muaf olduğu anlamına gelmez. İnsanların birbirlerine zarar veren davranışları, sorumlulukları ve sonuçları vardır. Fakat insanın temel değerini, toplumsal bir seçilme yarışındaki başarısına bağlamak, hem bireye hem de ilişkilere zarar verebilir.

İnsan olmayı ıskalayan adamlar ve kadınlar

Asıl Mesele: İnsan Olmayı Öğrenmek

Çocuk dünyaya geldiğinde ona ilk öğretilmesi gereken şeyin adam olmak veya kadın olmak değil, insan olmak olduğunu söylemek kolaydır. Fakat insan olmak, yalnızca iyi niyetli bir temenniyle tamamlanabilecek bir eğitim değildir.

İnsan olmak, kendi arzularını tanımayı, başkasının sınırlarını gözetmeyi, gücünü sorumlulukla kullanmayı, kendi çıkarını her durumda mutlaklaştırmamayı, bir başkasının özgürlüğünü kendi değerinin tehdidi olarak görmemeyi öğrenmeyi gerektirir.

Bir erkek, kadınlara saygılı olduğu kadar başka erkeklerin kırılganlığına da saygı duyabilmeli. Bir kadın, erkeklerden gördüğü ilgiden bağımsız olarak kendi değerini kurabilmeli; aynı zamanda başka kadınları yalnızca rakip olarak görmek zorunda olmadığını da fark edebilmeli. Her iki cins de kendisini bir başkasının bakışında aramak yerine, kendi sorumlulukları ve ilişkileri üzerinden değerlendirebilmeli.

Bu, kadınların veya erkeklerin birbirleriyle rekabet etmeyeceği anlamına gelmez. Rekabet, arzu, kıskançlık, beğenilme ihtiyacı ve cinsel çekim insan deneyiminin parçalarıdır. Mesele bunların ortadan kaldırılması değil; insanın kendi davranışlarını belirleyen tek güç haline gelmemesidir.

Çünkü insan olmak, içgüdülerini inkâr etmekten çok, içgüdülerinin ötesinde sorumluluk alabilmektir.

Adam olmak, her koşulda güçlü görünmek değildir. Kadın olmak, her koşulda güzel ve çekici olmak değildir. Adam olmak, bir kadının yanında nasıl durduğun kadar, kimsenin seni görmediği yerde ne yaptığındır. Kadın olmak, bir erkeğin gözünde nasıl göründüğün kadar, kendi varlığını başkalarının bakışından bağımsız biçimde nasıl kurduğundur.

Ve belki de bütün bu tanımların ötesinde, insan olmanın en zor tarafı şudur:

Kendimizi başkalarına kanıtlamak için harcadığımız ömrün ne kadarında, gerçekten insan olmayı öğrenmeye çalıştık?

Çocuk doğar. Ona adam olmayı öğretiriz. Kadın olmayı öğretiriz. Güçlü olmayı, güzel olmayı, seçilmeyi, kazanmayı, arzu edilmeyi, başkalarından önde durmayı öğretiriz.

Sonra bir gün, bütün bu öğretilerin arasında, insan olmayı ne zaman unuttuğumuzu düşünürüz.

Belki de asıl mesele, adam ve kadın olmanın ötesinde bir kimlik aramak değildir. Asıl mesele, adam veya kadın olurken insan olmak ve insan kalabilmektir

Çünkü insanlığını kaybettikten sonra kazandığın hiçbir kimlik, seni gerçekten tamamlamaz.

Instagram : Murat Tali

Benzer yazılar

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı - Yaratılış Efsanesi

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

“Tanrı bilinmek için Adem’i yarattı.” Bu cümleyi ilk duyduğumda aklıma insanın yaratılışı değil, insanın kendisine biçtiği değer geliyor. Çünkü bu...

Yaşam amacını bulmak

Yaşam amacını bulmak

Sokrates’ten bugüne herkes “yaşamın amacını” arar durur. Bulduğunu sananların hepsi öldü gitti. Amaçlarına erdiler mi bilmiyorum fakat bence bu yaşamın...

Please login to join discussion

Sosyolojik Bakış

Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Kimlik, benlik, aidiyet.

İnsanın kendisiyle karşılaşması.

İnsan, toplum ve ilişkiler üzerine; gözlemleyen, sorgulayan, anlamaya çalışan özgün bir bakış.

Son Yazılar

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı - Yaratılış Efsanesi

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

Yaşam amacını bulmak

Yaşam amacını bulmak

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

Popüler Yazılar

  • Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    536 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

    535 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

    533 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

    533 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İnsanı, ilişkileri ve toplumu; benlik, duygular, davranışlar ve iletişim üzerinden sorgulayan özgün bir düşünce ve gözlem alanı.

Hakkımda

  • Hakkımda
  • Kitaplarım
  • Bana Ulaşın

Veri Gizliliği

  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
  • Aydınlatma Metni

Copyright © 2026 | Murat Tali  | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir

Facebook-f Instagram Linkedin

Welcome Back!

OR

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Ana Sayfa
  • Kitaplarım
  • Hakkımda
  • Bana Ulaşın

Copyright © 2026 | Murat Tali | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir