Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İlişkide doğru kişiyi bulmak

02/03/2026
in Duyguların Sosyolojisi
0
1
İlişkide doğru kişiyi bulmak

İlişkide doğru kişiyi bulmak… Yanlış boyutta doğru kişiyi bulmak için bazen yanlış davranışlar sergilemek gerekir. “Hastalanırsan doktor ayağına gelir” misali; yanlış hayatta doğru davranış, yanlış kişiyi çekiyor işte. Tersini yaparsan doğruyu bulursun. Aydınlandım!

İlişkide doğru kişiyi bulmak

Bu kısır bir döngü; denk gelmesi gereken kişiler dost oluyor, gelmemesi gereken kişiler eşleşiyor. Uzun zamandır bu konu dikkatimi çekmişti, şimdi uyandım. “Bunlar birbirini nasıl bulmuşlar?” diyeceğim yüzlerce ilişki gözlemledim. Zıtlıklara eşlik etmek gerek diye düşünüyordum; böylece tamamlanmışlık duygusu ortaya çıkar ve mutluluk doğar sanıyordum. Ama herkes kendi zıttını dayatmaya başlayınca, hengamede ilişki de aşk da kayboluyor. Eş zamanlılık, dans, ritim ve ortak hikâye sevgiyi büyütür, geliştirir. Her eylem birlikte olduğu anda aşka dönüşür; iki ressamın egolarından özgürleşip bir tablo yapması gibi. Renklerin sıçradığı o tabloda yaşam doğar ve renkler, grileşmiş yaşama gökkuşağı gibi düşer.

İnsanlar görselleştirdiği aşkı arıyor; sesine, gözlerine, saçlarına, görüntüsüne, servetine, bilgeliğine ya da kariyerine aşık oluyor. Yani iç menfaatinin getirdiği ve yaşam yolunda ona dayattığı hikâyenin peşinden koşmayı seçiyor. Aynı müzikte, aynı ritimde dans etmeyi hayal etmiyor. “Bir olma” hâli ilgisini çekmiyor. Onda fazla olanla kendisini tamamlamaya çalışıyor ya da onda eksik olanı iyileştirmeye, hatta büyütmeye çaba sarf ediyor. Çocuk büyütüyor; olmayınca kızıyor, bağırıyor, cezalandırıyor, küsüyor… Ruhundan habersiz, zihninde yaşıyor sevginin bu girdaba bulaşmış hâlini.

Benzer yazılar

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Dört temel duygunun esaretindeki İnsan

Kendini sabote etmek: Mutluluktan değil, değişimden korkmak

Herkes beklenti içerisinde ilerliyor; beklentisinin karşılanmadığı yerde durmuyor. Şartlarını ortaya koyuyor. Kendi varlığının gerçekliğine o kadar çok kaptırmış ki zihnini, hem vazgeçilmez sanıyor kendini hem de özel… Oysa hiçbir değeri yok bütün o “özel” gördüğü hâllerinin. Onu değerli kılacak şey; en çıplak ve özgür hâline karşı duyduğu sevgi ve bunu kabul edecek kişinin onu sarıp sarmalaması olmalı.

Aşık Veysel ne güzel demiş: “Güzelliğin on para etmez, şu bendeki aşk olmasa.” Tam da bu işte. Bildiğin, ortaya koyduğun ve “ben” dediğin bütün özelliklerin yaşam içinde kendine bir yer edinmiyorsa ve seni var etmiyorsa; ne güzelliğin ne bilgin ne paran ne de gücün bir anlam ifade ediyor. Bir yerden sonra sahip olduklarınla ortalığa saçılıyorsun ve umduğun şey için elindekileri feda ediyorsun. Sevgili için parayı, sevilmek için bedenini, kabul görmek için erdemini, anlaşılmak için varlığını… Hepsi ne kadar pahalı ve nadide şeyler; ama basit bir amaç için “on para etmez” bir değerde sermaye piyasalarında alınıp satılmaya başlıyor.

Bir ilişki için neyini feda edebilirsin? Ya biri seninle birlikte olmak isterse nelere sahip olmalı? O nelerini feda etmeli? Nelerden vazgeçebilirsin sevgi için? Neleri görmezden gelebilirsin ilişki adına? Hangisi daha pahalıya gelir; vazgeçtiklerin mi, elde edeceklerin mi? Ne zor denklemler değil mi? Peki, hiçbir şey feda etmeden, bir şeylerden vazgeçmeden, tam ve bütün olarak bir yola çıkabilir misin? Sadece sevdiğin ve sevildiğin için? Bu mümkün olabilir mi?

Hallacı Mansur’un Enel Hak kitabında; Şeytan’ın Adem’e secde etmeyerek Tanrı’sına verdiği sözü tuttuğunu, sınavı geçtiğini ve bu yüzden kendisini haklı gördüğünü okumuştum. Düşünüyorum da gerçekten Adem, Tanrı’nın egosu idi ve Şeytan evvelden ahire sadece “O”na, yani Tanrı’sına secde edeceğine söz vermişti. O egoya secde etmedi çünkü onu yaratana büyük bir hayranlık ve aşk duyuyordu. Bu sevgisinden vazgeçerse diğer tüm melekler gibi olacaktı ama o, olmayı seçmedi. Bakmayın kutsal metinlerde Şeytan’ın bu kadar kötülendiğine; o tamamen insanın kendi egosundan ve kendini büyük görme sevdasından kaynaklanıyor. Bugün biri çıksa ve dese ki “Tanrı budur, buna secde edin”, etmezler. Çünkü bilirler ki asıl secde edilmesi gereken tek bir Tanrı vardır ve sadece “O”na ederler; sevdalarından, aşklarından vazgeçmezler. İşte tam olarak Şeytan da bunu yaptı. Sen insan olarak bu yolda içindeki sevgiye secde edecek ve onu yüceltecek kadar tanıyor musun kendini? Ve o sevgiye layık birini arıyor musun hayatta? Yoksa yine güzellik, şan, şöhret ve maddiyat peşinde misin bu sevgi yolunda?

Cennetin içindeki ağacı aramanın derdindeyiz ama cehennem ateşini besleyen kurumuş ağaçları taşıyoruz sırtımızda. Tohumdan özgürleşip meyveye uzanmaya çalışıyoruz. Tohumu besleyip fidan hâline getirmek, onu koruyup kollayıp ağaç yapmak ve meyvesine ulaşmak “zül” geliyor. Varoluşun en tembel, en asalak, en kokulu ve zalim sevgilerini yaşıyor ve yaşatıyoruz. Hangi yana baksak bir yürek yangını, bir iz görüyoruz. Kimini biz açmışız, kimini başkaları… Ama olan hep insana oluyor. Tanrı’sını es geçip Adem’den şefaat bekleyen kullar gibi arıyoruz sevgimizin, günahımızın, özlemimizin karşılığını. Ne sevmeyi öğreniyoruz ne beklemeyi ne de verilen sevgi ile hemhal olmayı.

Sahi, gerçeklik nerede? Birbirini sevdiğini sanan iki insan aslında büyük sanrılar denizinde boğulmak için mi yola çıkıyor? Sanılan şey, nasıl gerçek gibi görünür? Özlemler mi şekle sokuyor o bozuk masalımsı görüntüleri? Her adım attığında bütün varlığı geri çeken işaretleri neden görmezden gelir insan çocuğu? Ruhunun celladı olmaya yemin etmiş zihnin hegemonyasından mı kaynaklanıyor tüm bu olan bitenler? İnsan gerçek anlamda görmeyi, bilmeyi, duymayı, dokunmayı, hissetmeyi, kokusunu almayı ve sevmeyi öğrenecek mi? Böyle bir hâl içinde olacağı bir kişi var mı bu hayatta? Varsa ve onu bulursa ne kadar taşıyabilecek onu yüreğinde, aklında, bedeninde, nefesinde… Zor sorular değil mi? Sevmekten vazgeçmek mi yoksa adına aşk denen şeyi aramaktan mı vazgeçmek evla, bilemedim.

Bildiğim bir şey var; doğum ile ölüm arasındaki salt gerçeklik nefes ise, bu hayatta “nefesim” dediğiniz herkesin bir yerden sonra nefesinizi gerçekten kesip sizi ölüme sürüklediğidir. Bu yüzden; sokakta, vapurda, güneşin altında, yağmurun izinde sizinle aynı dansı yapan birine denk gelirseniz ona çıkma teklif edin. Ya ezeliniz olacak ya da eceliniz; ama yaşanacak her ne olacaksa o dansın hatırına olacak. Bunu unutmayın…

 

Murat Tali

Benzer yazılar

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Zihnin susmaz. Sabah gözünü açtığın andan itibaren bir şeyler üretir: yarım kalmış bir konuşma, bitmemiş bir iş, henüz olmamış bir...

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Onlarca yıl boyunca aşk şarkıları, hüzün türküleri ve kavuşma masallarıyla büyümüş bir toplumun insanları, bugün kendi duygularına bu kadar yabancı...

Please login to join discussion

Sosyolojik Bakış

Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Kimlik, benlik, aidiyet.

İnsanın kendisiyle karşılaşması.

İnsan, toplum ve ilişkiler üzerine; gözlemleyen, sorgulayan, anlamaya çalışan özgün bir bakış.

Son Yazılar

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı - Yaratılış Efsanesi

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

Yaşam amacını bulmak

Yaşam amacını bulmak

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

Popüler Yazılar

  • Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    536 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

    535 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

    533 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

    533 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İnsanı, ilişkileri ve toplumu; benlik, duygular, davranışlar ve iletişim üzerinden sorgulayan özgün bir düşünce ve gözlem alanı.

Hakkımda

  • Hakkımda
  • Kitaplarım
  • Bana Ulaşın

Veri Gizliliği

  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
  • Aydınlatma Metni

Copyright © 2026 | Murat Tali  | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir

Facebook-f Instagram Linkedin

Welcome Back!

OR

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Ana Sayfa
  • Kitaplarım
  • Hakkımda
  • Bana Ulaşın

Copyright © 2026 | Murat Tali | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir