Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Bugün duygulardan, Öfke

01/25/2021
in Duyguların Sosyolojisi
0
0
Bugün duygulardan, Öfke

En çok neye öfkelenirsiniz. Hangi davranışlar sizi öfkelendiriyor. Öfkenin hangi çeşidi sizi kendisine esir olarak alıyor ve gözünüzü döndürüyor. Öfkelendiğinizde yakıp yıkıyor musunuz? Yoksa tüm öfkenizi içinize atıp kilitleniyor musunuz?

Bugün duygulardan, Öfke

Öfkenin temel nedeninin varlığınızın zayıf noktaları olduğunu biliyor musunuz?

Varlığınızı bir kale olarak düşünün. O kaleye düşman saldırdığında en güçlü olan ve sağlam yerden mi saldırır yoksa, en zayıf olduğunuz yerden mi? Zayıf yer mi dediniz? Aslında zayıf yerinizden değil, her yerden saldırıyor fakat zayıf yerleriniz daha fazla yaralanıyor ve siz oradan sürekli darbeler aldığınızı düşünüyorsunuz. Peki oranın neden zayıf olduğunu düşündünüz mü hiç?

Benzer yazılar

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Dört temel duygunun esaretindeki İnsan

Kendini sabote etmek: Mutluluktan değil, değişimden korkmak

Kırılmanın mimarisi: Ruhun kendi kıyısına varma yolculuğu

İnsanlar arası ilişkiler (uluslararası ilişkiler gibi oldu) söz konusu olduğunda iletişim ilk ve en heyecanlı alanımız. Sadede gelelim, öfkemiz en çok nerelerde patlıyor ve en zayıf yerimiz neresi. Haydi başlayalım.

İlk olarak anlaşılmak konusunu dile getirelim. İkili ilişkilerde sorunların ve öfkenin kaynağı iletişimsizlik. Genelde anlaşılmadığını düşünen kişi, öfke nöbetine girer. O öfkeyle şayet içsel olarak özgüveni yüksek ise yakıp yıkan, ortalığı dağıtan, aşırı şiddet uygulayan ve güç gösteren bir karakter haline döner kişi. Özgüveni düşün biri ise ağlayıp, içine kapanan, susan, hastalanan bir karakter haline döner. Öfkenin diğer tüm duygular gibi kendi içinde farklı katmanları olduğunu fark ederseniz, acınızı da ortadan kaldırırsınız.

Bugün duygulardan, Öfke

Bir sonraki öfke nöbetlerinin patlak verdiği yer ise kontrol etme ve mükemmeliyetçilik. Bu iki davranış modeli, kontrol edemediğimiz olaylar karşısında bizi öfke nöbetlerine sokar. Himayeniz altında olanları yönetmeyi ve kontrol etmeyi bırakamıyorsanız, şiddet her an sizinle kol koladır.  Hayal kırıklığı, öz eleştiriye açık olamama, başkalarını kontrol altına alma çabası, hırs, güç ve toplumsal mevki için uğraşma çabası öfkeyi en üst seviyeye çıkartıyor. Buradaki öfkenin bizi en çok vuran yanı migren ve mide spazmları olmakla birlikte. Yoğun öfke patlamaları ile karşımızdaki kişilerin de canlarını yakabiliyoruz. Burada fiziksel şiddetten ziyade, yöneticiliğin verdiği bilgelikle karşıdaki kişinin canını yakacak eylemleri gerçekleştiriyoruz. Ateş düştüğü yakar ya buradaki yangın, genelde kişilerin yaşadığı; utanç ve hayal kırıklığını örtbas etmek için sarf ettiği keskin sözler ve eylemler ile duygusal, zihinsel ve ruhsal şiddet uygulayıp içsel öfkesini kusmayı seçiyor oluşu.

Bugün duygulardan, Öfke

Kıskançlık ve haset duygusunun yarattığı öfke çeşidinde ise ikircikli davranışlar, içi yakan öfke, gizli gizli kuyu kazmalar öne çıkan davranışlar oluyor. Kıskançlık, içsel olarak hissedilen eksiklik duygusunun yansımasıdır. Eksiklik, özgüvensizlik, değersizlik duygusu ne kadar derinse öfke de o kadar yoğun oluyor. Kıskançlık aslında kendi içinde duyduğu “suçluluk duygusu” ile besleniyor. Suçluluk duygumuz, kendi hayatımızda eksik bıraktığımız şeylerle ilintili. Daha çok çalışmak, okulu bitirmek, para kazanmak, sevdiğimiz hobilerimizi gerçekleştirmek ve diğer eksikliklerimiz o işi daha iyi yapan birileri karşısında kıskançlık ve haset, öfkeyi besliyor.

Ve geldik yanılgıların yarattığı öfkeye. Burası önyargılar ile inşa ettiğimiz ve kafamızda kurguladığımız ama nihayetinde hayal ettiğimiz gibi sonuçlanmayan işlerin yarattığı öfke var. Bu kontrolcülükle ilgili değil tamamen kurguladığımız yarınların ya da işlerin tam tersi sonuçlanmasıyla ortaya çıkan öfkedir. Bu öfke hem kendimize hem de çevremizdeki insanlara zarar veriyor. Bu öfke açığa çıktığında o an çevremizde kim varsa ona çattığımız yetmezmiş gibi öfkemizi de genellikle en suçsuz olan kişiden çıkartırız.

Güvenlik alanımızın ihlal edilmesi de bizi öfkelendirir. Can güvenliğimizi tehdit edeceğini düşündüğümüz yerlerde örneğin trafikte üzerimize üzerimize gelen aracın şöförüne karşı aşırı bir öfke duyarız. Güvenlik alanının ihlaliyle birlikte haklarımızın yenildiği düşüncesi de yani haksızlıklara da öfkeleniriz. Her iki öfke yansımasının temelinde varlığımızın tehdit altında olması ve önemsenmemesi söz konusu olduğundan, buradaki öfke kimi yerde cinayetlere ya da şiddetli kavgalara neden olabiliyor.

Fiziksel ağrılarımızın yarattığı öfkemiz de kontrol edemediğimiz öfke türleri arasında yer alır. Gözümüzün döndüğü, duvarları yumrukladığımız, kafamızı başımızı sıktığımız ve o an dile gelen ne varsa bizi rahatsız ettiği ve öfkelendirdiği ağrının öfkesi de kontrol edilmesi mümkün olmayan öfkeler arasında yer alıyor. Ağrının yarattığı sancıların bize çarptığı yer her neresi ise oranın öfkesi de o kadar yüksek oluyor. Migrenin yarattığı öfkeyi onu deneyimleyenler bilir. Aile içinde migren nöbetleri geçirenler genele ağrının verdiği öfke ile ortalığı yıkıp geçer. İzlemiş olduğum bir belgeselde, seri cinayetler işleyen biriyle yapılan röportajı göstermişti, beyninde ur bulunan bu kişi o an açığa çıkan öfkeden gözü dönüyor ve karşısına ilk çıkan kişiyi parçalıyormuş. Beynine ait görüntüleri inceleyen doktorlar bunu doğrular nitelikte bilgiler veriyordu. Sunucu, şimdi bu adam katil mi? Yoksa bir rahatsızlığı yüzünden gözü dönen ve ne yaptığından haberi olmayan suçsuz biri mi? diye sormuştu. Belgeseldeki genel kanı, adamın affedilebileceği yönünde idi. Çünkü öfkesini tetikleyen şey bedensel bir rahatsızlıktı.

Bugün duygulardan, Öfke

Gördüğünüz gibi öfke de diğer duygularımız gibi kendi içinde farklılıklar barındırıyor. Can yakanından entrika çevirtenine, manipülasyon yaptıranından laf sokanına, başkasına şiddet uygulayanından kendisine şiddet uygulayanına kadar her türde yansıması olan öfkeyi de tek bir duygu olarak yorumlamak, bizim iyileşme sürecimizi sekteye uğratır. Nelere öfke duyduğunuzu, öfkenizi neyin tetiklediğini fark ettiğinizde zayıf olan yanınızı da tespit etmiş olacaksınız. Onu düzelttiğiniz zaman, öfkenizi de şiddetinizi de yumuşatmış belki de ortadan kaldırmış olacaksınız. Kendinizi tanımak en büyük yolculuğunuzdur. Kendinizi tanımak için duyguları tanıyın…

Benzer yazılar

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Onlarca yıl boyunca aşk şarkıları, hüzün türküleri ve kavuşma masallarıyla büyümüş bir toplumun insanları, bugün kendi duygularına bu kadar yabancı...

Dört temel duygunun esaretindeki İnsan

Dört temel duygunun esaretindeki İnsan

Belki de insanı yönetmenin en kolay yolu, onu dışarıdan yönetmeye çalışmak değildir. İçindeki bazı düğmelere dokunmaktır. Çünkü insanın en büyük...

Please login to join discussion

Sosyolojik Bakış

Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Kimlik, benlik, aidiyet.

İnsanın kendisiyle karşılaşması.

İnsan, toplum ve ilişkiler üzerine; gözlemleyen, sorgulayan, anlamaya çalışan özgün bir bakış.

Son Yazılar

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Zihin Sıçramaları

Zihin Sıçramaları

Sen gidince eksilen kimdi?

Sen gidince eksilen kimdi?

Tebrikler! Çok güzel oynadınız. Sabah işe geldiniz. Koridorda, asansörde, kahve makinesinin önünde, toplantı odasının kapısında birbirinizle karşılaştınız. Gülümsediniz. “Günaydın.” dediniz. Hal hatır sordunuz. Birbirinizin gözlerinin içine baktınız. Ve sonra herkes kendi masasına döndüğünde oyun başladı. “Bunun ne başarısı var ki?” “Zaten müdürün gözüne girmek için yapıyor.” “Terfi almış da ne olmuş? O pozisyonun altını dolduramaz.” “Patronun yanında başka, bizim yanımızda başka konuşuyor.” “Sunumu da berbattı aslında.” “Satışı ben getirmiş olsaydım kim bilir neler söylerlerdi.” Bunlar söylendi. Hem de çoğu zaman aynı insanlar tarafından. Sonra o kişi odaya girdi. Bir anda yüzler değişti. “Ah canım, ne güzel olmuşsun!” “Duydum, terfi etmişsin. Gerçekten çok sevindim. Hak ettin.” “Projeyi de harika teslim etmişsin. Tebrik ederim.” “Büyük satışmış gerçekten. Helal olsun.” Ve o meşhur gülümseme... Dudakların kenarında beliren, gözlere ulaşmayan, yüz kaslarının zoraki bir hareketinden ibaret o kurumsal tebessüm. İşte o anda insanın karşısında bir çalışan değil, bir oyuncu vardır. Ve karşımızdaki insan da bunun farkındadır. Çünkü o da aynı oyunun içindedir. Kurumsal hayatın bize öğrettiği en başarılı becerilerden biri belki de işimizi yapmak değildir. Rol yapmaktır. Kızgınken sakin görünmek. Kıskanırken tebrik etmek. Nefret ederken gülümsemek. Güvenmezken güveniyormuş gibi davranmak. Başarısını küçümsediğin insanın başarısını alkışlamak. Arkadan yerden yere vurduğun yöneticinin odasına girip “Sizin liderliğiniz gerçekten çok değerli” demek. Ve bütün bunları o kadar ustaca yapmak ki, bir süre sonra insan kendi yüzünün hangisi olduğunu bile unutmak. İşin en acıklı tarafı da burada başlıyor. Çünkü bir süre sonra artık yalnızca başkalarına yalan söylemiyorsunuz. Kendinize de yalan söylemeye başlıyorsunuz. Bir yöneticinin odasına giriyorsunuz. Az önce koridorda onun için “Bu adam bu şirketi batırır” diyordunuz. Şimdi karşınızda oturuyor. Sesiniz değişiyor. Sırtınız biraz daha dikleşiyor. Cümleleriniz daha özenli. Gülümsemeniz daha geniş. “Gerçekten vizyonunuz çok farklı.” “Bu konuda sizin yaklaşımınızı çok değerli buluyorum.” “Böyle bir liderle çalışmak gerçekten büyük şans.” Çıkıyorsunuz odadan. Kapı kapanıyor. Ve aynı insan yeniden eski hâline dönüyor. “Gördün mü? Yine ne saçmaladı.” Tebrikler. Oyununuz oldukça başarılı. Fakat bu tiyatronun en çirkin hâli, güç karşısında ortaya çıkıyor. Çünkü bazı insanlar astlarına karşı insan, üstlerine karşı ise hayranlık duyacak kadar başarılı birer oyuncuya dönüşüyorlar. Yöneticinin söylediği her şey komik. Yöneticinin yaptığı her şey mükemmel. Yöneticinin esprisi vasat bile olsa kahkaha hazır. Yöneticinin fikri kötü bile olsa baş sallamak hazır. Yöneticinin hatası varsa “aslında çok doğru bir stratejiydi” demek hazır. Çünkü bazıları için kariyer, ne kadar iyi iş yaptığından çok ne kadar iyi oynadığıyla ilgili. Ve ne yazık ki bazı kurumlarda en hızlı yükselenler, en yetenekliler değil; rolünü en iyi oynayanlar oluyor. Bir de şu var: İnsanlar dürüst insanları sevdiğini söyler. “Ben açık sözlü insanları severim.” “Bana doğruları söyleyin.” “Kimse arkamdan konuşmasın, yüzüme söylesin.” Ne güzel cümleler bunlar. Ama gerçekten öyle mi? Gerçekten biri karşınıza geçip: “Bence bu yaptığınız yanlış.” dediğinde hoşunuza gidiyor mu? “Bu terfiyi hak ettiğinizi düşünmüyorum.” dediğinde? “Toplantıda söylediğiniz şey bana samimi gelmedi.” dediğinde? “Bana gülümseyerek söylediklerinizle arkamdan söyledikleriniz arasında ciddi bir fark var.” dediğinde? İşte burada bütün o dürüstlük nutukları bir anda buharlaşıyor. Çünkü çoğumuz gerçeği değil, gerçeğin bize zarar vermeyen hâlini istiyoruz. İnsanlar doğruluk istemiyor. Çoğu zaman sadece incitilmeyecekleri bir doğruluk istiyorlar. Ama burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Her düşündüğümüzü söylemek dürüstlük değildir. İnsanların yüzüne aklımıza gelen her şeyi söylemek cesaret değildir. Kırmak, küçümsemek, hakaret etmek ya da düşüncesizce konuşmak “ben dürüstüm” diyerek meşrulaştırılamaz. Gerçek dürüstlük başka bir şeydir. Söylediğinle hissettiğin arasındaki mesafeyi azaltmaktır. Sevmiyorsan sevmiyorsundur. Hayran değilsen hayran değilsindir. Bir başarıyı gerçekten takdir ediyorsan söylersin. Etmiyorsan sırf ortam öyle gerektiriyor diye sahte bir alkış üretmezsin. Bir insanın yaptığı işi beğenmiyorsan bunu aşağılamadan söyleyebilirsin. Birinin terfisine seviniyorsan kutlarsın. Sevinmiyorsan da yüzüne yapışmış plastik bir tebessümle “çok sevindim” demek zorunda değilsindir. Bazen sadece: “Senin adına hayırlı olsun.” dersin. Ve geçersin. Bu bile çoğu zaman yeterlidir. Peki ya bu oyunu oynamayı reddeden insan? İşte asıl mesele burada. Herkesin tiyatro yaptığı bir dünyada gerçek olmak nasıl bir duygudur? Muhtemelen biraz yalnızlık. Biraz yabancılık. Biraz da bedel. Çünkü sahnede herkes aynı repliği söylerken sen metnin dışına çıkarsan, oyuncular sana dönüp bakar. “Bu neden böyle konuşuyor?” “Biraz daha diplomatik olsa.” “Çok açık sözlü.” “İnsanlarla iletişimi zayıf.” “Takım oyuncusu değil.” “Biraz politik davranmayı öğrenmesi lazım.” derler. Aslında çoğu zaman söyledikleri şudur: “Bizim oyunumuzu bozuyor.” Çünkü gerçek bir insan, sahte insanların oluşturduğu düzen için tehlikelidir. Bir insan gerçekten ne hissediyorsa onu taşıdığında, diğerlerinin maskeleri görünür hâle gelir. Ve maskeli insanlar, maskesiz birinden rahatsız olurlar. Belki de bu yüzden bazı insanlara tiyatro eğitimi vermek gerekmiyor. Onlar zaten yıllardır sahnedeler. Hatta belki profesyonel oyuncu bile olabilirler. Bir gün bir tiyatro yönetmeni gelip onlara şöyle dese şaşırmam: “Size bir rol vermek istiyoruz.” “Neden?” “Çünkü çok güzel oynuyorsunuz.” “Neyi?” “Nefret ettiğiniz insanı seviyormuş gibi yapmayı. Kıskandığınız insanı içtenlikle kutluyormuş gibi görünmeyi. Arkasından söylediğiniz şeylerin tam tersini yüzüne söylemeyi. Üstünüz olan insanların yanında kişiliğinizi değiştirmeyi. Güçlü gördüğünüz insanlara hayranlık göstermeyi. Güçsüz gördüğünüz insanlara tepeden bakmayı. İçinizden gelmeyen bir tebessümü saatlerce yüzünüzde tutmayı. Ve bütün bunları yaparken kendinizi hâlâ iyi bir insan zannetmeyi.” İnsan susar. Sonra sorar: “Peki bu oyunun sonunda ne olacak?” Yönetmen cevap verir: “Hiçbir şey. Sahne kapanacak. Işıklar sönecek. Herkes evine gidecek. Ve siz aynanın karşısında yüzünüzde hangi ifadenin size ait olduğunu anlamaya çalışacaksınız.” Belki de en büyük tehlike başkalarına yalan söylemek değil. Kendi rolüne inanmaya başlamaktır. Çünkü insan bir süre sonra oynadığı karakterle kendisini birbirinden ayıramaz. İş yerinde gülümsediği için gerçekten mutlu olduğunu sanır. Birini tebrik ettiği için gerçekten sevdiğini düşünür. Yöneticisine hayranlık gösterdiği için gerçekten hayran olduğunu zanneder. Herkese “çok değerlisin” dediği için gerçekten insanlara değer verdiğini düşünür. Sonra bir gün yalnız kaldığında içinden başka bir ses yükselir: “Hayır. Sen bunların hiçbirini hissetmedin.” İşte o ses tehlikelidir. Çünkü insanın yıllardır kurduğu dekoru yıkar. Belki de gerçek özgürlük, her düşündüğünü söylemek değildir. Belki gerçek özgürlük, söylemek zorunda olmadığın hiçbir şeyi söylememektir. Sahte bir tebessüm yerine sessizlik. Yapmacık bir övgü yerine ölçülü bir nezaket. Zoraki bir hayranlık yerine mesafe. İçinden gelmeyen “tebrik ederim” yerine yalnızca “hayırlı olsun.” Ve bazen bütün kurumsal dünyanın senden beklediği o büyük, parlak, yapışkan gülümseme yerine sıradan bir insan yüzü. Belki de yeterlidir. Çünkü insanın yüzünde taşıdığı en güzel ifade, başkalarını memnun etmek için ürettiği ifade değildir. Kendisine ait olandır. O yüzden... Terfiniz için sizi tebrik ederim. Büyük satışınız için sizi kutlarım. Başarılı projeniz için sizi alkışlarım. Ama asıl tebrik edilmesi gerekenler başka. Bütün bunları söylerken gerçekten hissedenler. Sevmediği hâlde seviyor gibi yapmayanlar. Kıskandığında bunu kendisine itiraf edebilenler. Birinin başarısını kendi başarısızlığı gibi görmeyenler. Güç karşısında küçülmeyenler. Güçsüz karşısında büyümeyenler. Ve en önemlisi... Sahne kapandığında da aynı insan olarak kalabilenler. Diğerlerine gelince: Tebrikler! Çok güzel oynadınız

Tebrikler! Çok güzel oynadınız.

Popüler Yazılar

  • Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    536 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

    535 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Sen gidince eksilen kimdi?

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Sonsuzluk ve Hiç’lik

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Travmalardan özgürleşmek isteyen insan çocuğu

    531 paylaş
    Paylaş 212 Tweet 133
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İnsanı, ilişkileri ve toplumu; benlik, duygular, davranışlar ve iletişim üzerinden sorgulayan özgün bir düşünce ve gözlem alanı.

Hakkımda

  • Hakkımda
  • Kitaplarım
  • Bana Ulaşın

Veri Gizliliği

  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
  • Aydınlatma Metni

Copyright © 2026 | Murat Tali  | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir

Facebook-f Instagram Linkedin

Welcome Back!

OR

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Ana Sayfa
  • Kitaplarım
  • Hakkımda
  • Bana Ulaşın

Copyright © 2026 | Murat Tali | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir