Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Nefes’siz Kalmak

06/01/2021
in Duyguların Sosyolojisi
0
0
Nefes'siz Kalmak

Neden nefes almayı unutuyoruz? Hayata geliş amacımızla nefessiz kalışımız arasında bir bağ var mı? Kim bizi yolumuzdan alıkoyuyor? Tüm olan bitene biz mi izin veriyoruz? Evrende bir denge varsa benim nefessiz kalışım, kime nefes oluyor? Ondan kendimi çekersem, o da benim gibi nefessiz mi kalacak?

Sorular çoğaltılabilir hatta sorulardaki nefes yerine yaşadığın her türlü duygu ya da korkunuzu ekleyebilirsiniz. Bugün nefesi anlatalım biraz ne dersiniz. Nefesi unuttuğundan beri kendisini de bir türlü hatırlayamaz insan. Çocuk büyümeye başladığında iki şeyi öğrenir biri korku diğeri nefesini tutmak. Nefesini tutunca tüm kötülüklerin gideceğini düşünür ve içine sırılsıklam dolanır ve kendisi bile duymaz olur nefesini… Köşeye sıkışmış hissetmez çocuk bilmez o köşeleri ama bilir korkunun nefes kesen bir şey olduğunu.

Nefes'siz Kalmak

İlk nefesimi ne zaman tuttum diye düşündüm açıkçası bulamadım. Korkuysa her anı korkuyla işli coğrafyalarda büyüdüm. Şiddetin meşrulaştığı coğrafyalarda yorgan altına gizlenmiş karanlıkların yüksek rakımlarında oksijensiz kalmışlığım çoktur. Mağaraların derinliklerinin nefessiz bıraktığını bilmeyen bir çocuğun kendi kazdığı çukurların içine doluşan damlalarla boğulmuşluğuna çok şahitlik etmişimdir. Dedim ya her çocuğun bir öyküsü vardır kara kitabında…

Benzer yazılar

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Dört temel duygunun esaretindeki İnsan

Kendini sabote etmek: Mutluluktan değil, değişimden korkmak

Kırılmanın mimarisi: Ruhun kendi kıyısına varma yolculuğu

Kıstırılmış yaşanmışlıklar, mandalla askıya asılan yarınlara benziyor. Acısını daha çok hatırlaması bu yüzdendir. Nefesinin her seferinde kesilmesi, yüreğinin ağzına gelmesi, boğazına yumru yumru hikayelerin dizilmesi de bu yüzdendir. Bu kadar karamsar olmayalım değil mi? Oyun oynarken de nefesini tutar çocuk, sanki o an zamanı durduracağını düşünür. Çok sıkışır tuvalete gitmesi gerekir ama oyunu bırakamaz yine tutar nefesini içinde taşan şeyleri sakinleştirmek için. Öğrenilmiş ve öğretilmiş bir haldir nefesin tutulması… Böyle böyle başlar, içimizde çoğalan karanlıkların hükümranlığı. Böyle yerleşir zihnimizin kuytularına zehirli düşünceler. Oksijeni az, karbondioksiti bol bir hayata merhaba der. Tıpkı oksijensiz bıraktığı dünyası gibidir içindeki halleri de… Belki burada içeride olan ne varsa dışarı da ve dışarıda olan ne varsa içeride diyebiliriz.

Nefes'siz Kalmak

İnsan çocuğu oyunu terk etmemek için tuttuğu nefesi ile hem kendi içinde bozguna uğruyor hem de tutamadığı idrarı ve dışkısı ile dışarıyı kirletiyor. Al tut, ver tut ve sonra bırak… Büyüdüğünde almayı ve tutmayı hatırlıyor insan çocuğu, alıyor ve tutuyor… Tuttuğu her şey bir çöp dağına dönüşüyor, nefesi kokuyor, düşünceleri kopuyor ve mandalın ucunda unuttuğu yaşanmışlıkları küf tutuyor içinde bir yerlerde ve o kokuya öyle alışıyor ki kokudan habersiz yaşamaya başlıyor.

Nefessizdir insanın hikayeleri, içi bol sarımsaklı yoğurda benzer, biraz da çemenli pastırmaya. İçeri düştüğünde değil, orada durduğunda başlar bedenin etrafını sarmaya kokusu ve nefessiz bırakır çevresini. Kendisine değildir eziyeti, çevresini de dahil eder kendi içinin kokuşmuş yalnızlığına. Öyle acır ki kendisine, acısının acısıyla büyür çevresindeki acılar. Her acısı bencildir ve acısıyla da mutludur insan.

Nefesiyle büyür fakat bilmez bunu. Nefesiyle düşünür fakat bunu da hatırlamaz. Nefesiyle güçlenir ki zayıflığının sebebinin nefes olduğunu öğrenemeden ölür gider. Kendisine o kadar yoksul kalır ki zenginliği düşler durur. Korkusunun esir aldığı nefesini özgürleştiremedikçe zengin olamayacağını öğrenemez ve fakirliğin kaderi olduğunu mıh gibi kazır inancına.

Nefes almayı bazen de bilerek unutur insan, parayı düşünür, işi düşünür, aşı düşünür, evi düşünür, sevgiliyi düşünür, düşünmeye devam ettikçe soluksuz kalır ve derin bir nefes çekme ihtiyacı hisseder. O kadar çok nefes çeker ki içine verdiğinde rüzgar çıkar içinden. Fırtınadan arta kalan rüzgarın rahatlığını yaşar bir süre. Sonra yine unutur nefesini bir dahaki derin nefes alıp vermeye kadar. İçi darlanır efkardan kederden, kısar nefesini, doldurur kadehini, yükler tasasını oturur camın kenarına açar türküsünü, köz olur içi ve yanık yanık söylenir durur. Arabeske döner bu yazı ama insanın da yaşamı arabesk değil midir? En mutlusunun bile mutsuz olduğu milyonlarca hikayesi vardır. Çok sayıda insan ile nefes çalışması yapmıştım, nefes almadıklarını hatta alamadıklarını fark ettiklerinde çok şaşırmışlardı, “Nasıl yani ben doğru nefes alamıyor muyum?” sence alıyor musun? diye gülmüşümdür çoğuna. Günler ve haftalar sonra arızalı nefes alanlarla sohbet ettiğimde halen aynı şekilde devam ettiklerini söylediler, “zormuş normal nefes almak” halbuki en kolay şey nefes almak, kendiliğinden gerçekleşiyor ve insan onun farkında bile değil. Farkında olmadığı şeyi kaybetmesi kadar olağan bir şey olamaz değil mi?

Nefes'siz KalmakNeyse bunlar uzun hikayeler ben zaten yıllardır anlatıp duruyorum, korkularınızın esiri olmayın diye. Korkularınızın esiri olup, tüccarlara yem olmamanız gerektiğini de arada dipnot olarak düşüyorum. Duygularınız siz olabilirsiniz ama siz duygularınız değilsiniz, o yüzden abartarak onlar olmaya çalışmayın. Duygu dediğiniz şey korkuyla kardeştir ve sayısı da bellidir. Dünyada her insan çocuğu ve insan kadını ile erkeği yaşar bunları, bu yüzden kendinizi özel zannetmeyin. Her ne halt yiyorsanız kendinizi tüketen, onu bırakın ve doğru düzgün bir hayat yaşamayı seçin. Kendi aptalınız olmayın, hayat zaten akıllı bir düzende ilerlemiyor biliyorsunuz, onu toplum denen şey sürekli bozup duruyor. Siz de kendinizi o arızalı toplumun ayarları ile dönüştürmeyin ve değiştirmeyin.

Şimdi oturun bir yere insan gibi, elinizi koyun karnınıza üç beş nefes alıp gülümseyin kendinize… Sonra da bir iyilik yapın ve doğru nefes nasıl alınır? Nefes ile stresimi ve korkumu nasıl yönetirim? Nefes ile nasıl mutlu olurum? diye sorular sorun da cevaplarınızı alın Google hazretlerinden. İnternet, dizi film, yemek tarifi, maç sonuçları ve haber okumak için kullanılmıyor sadece arada bir kendinizi güzelleştirecek (makyaj ve estetikten bahsetmiyorum) şeyleri de arayıp bulun ve uygulayın… Nefesi bol bir yarınınız olsun,

Benzer yazılar

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Onlarca yıl boyunca aşk şarkıları, hüzün türküleri ve kavuşma masallarıyla büyümüş bir toplumun insanları, bugün kendi duygularına bu kadar yabancı...

Dört temel duygunun esaretindeki İnsan

Dört temel duygunun esaretindeki İnsan

Belki de insanı yönetmenin en kolay yolu, onu dışarıdan yönetmeye çalışmak değildir. İçindeki bazı düğmelere dokunmaktır. Çünkü insanın en büyük...

Please login to join discussion

Sosyolojik Bakış

Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Kimlik, benlik, aidiyet.

İnsanın kendisiyle karşılaşması.

İnsan, toplum ve ilişkiler üzerine; gözlemleyen, sorgulayan, anlamaya çalışan özgün bir bakış.

Son Yazılar

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Zihin Sıçramaları

Zihin Sıçramaları

Sen gidince eksilen kimdi?

Sen gidince eksilen kimdi?

Tebrikler! Çok güzel oynadınız. Sabah işe geldiniz. Koridorda, asansörde, kahve makinesinin önünde, toplantı odasının kapısında birbirinizle karşılaştınız. Gülümsediniz. “Günaydın.” dediniz. Hal hatır sordunuz. Birbirinizin gözlerinin içine baktınız. Ve sonra herkes kendi masasına döndüğünde oyun başladı. “Bunun ne başarısı var ki?” “Zaten müdürün gözüne girmek için yapıyor.” “Terfi almış da ne olmuş? O pozisyonun altını dolduramaz.” “Patronun yanında başka, bizim yanımızda başka konuşuyor.” “Sunumu da berbattı aslında.” “Satışı ben getirmiş olsaydım kim bilir neler söylerlerdi.” Bunlar söylendi. Hem de çoğu zaman aynı insanlar tarafından. Sonra o kişi odaya girdi. Bir anda yüzler değişti. “Ah canım, ne güzel olmuşsun!” “Duydum, terfi etmişsin. Gerçekten çok sevindim. Hak ettin.” “Projeyi de harika teslim etmişsin. Tebrik ederim.” “Büyük satışmış gerçekten. Helal olsun.” Ve o meşhur gülümseme... Dudakların kenarında beliren, gözlere ulaşmayan, yüz kaslarının zoraki bir hareketinden ibaret o kurumsal tebessüm. İşte o anda insanın karşısında bir çalışan değil, bir oyuncu vardır. Ve karşımızdaki insan da bunun farkındadır. Çünkü o da aynı oyunun içindedir. Kurumsal hayatın bize öğrettiği en başarılı becerilerden biri belki de işimizi yapmak değildir. Rol yapmaktır. Kızgınken sakin görünmek. Kıskanırken tebrik etmek. Nefret ederken gülümsemek. Güvenmezken güveniyormuş gibi davranmak. Başarısını küçümsediğin insanın başarısını alkışlamak. Arkadan yerden yere vurduğun yöneticinin odasına girip “Sizin liderliğiniz gerçekten çok değerli” demek. Ve bütün bunları o kadar ustaca yapmak ki, bir süre sonra insan kendi yüzünün hangisi olduğunu bile unutmak. İşin en acıklı tarafı da burada başlıyor. Çünkü bir süre sonra artık yalnızca başkalarına yalan söylemiyorsunuz. Kendinize de yalan söylemeye başlıyorsunuz. Bir yöneticinin odasına giriyorsunuz. Az önce koridorda onun için “Bu adam bu şirketi batırır” diyordunuz. Şimdi karşınızda oturuyor. Sesiniz değişiyor. Sırtınız biraz daha dikleşiyor. Cümleleriniz daha özenli. Gülümsemeniz daha geniş. “Gerçekten vizyonunuz çok farklı.” “Bu konuda sizin yaklaşımınızı çok değerli buluyorum.” “Böyle bir liderle çalışmak gerçekten büyük şans.” Çıkıyorsunuz odadan. Kapı kapanıyor. Ve aynı insan yeniden eski hâline dönüyor. “Gördün mü? Yine ne saçmaladı.” Tebrikler. Oyununuz oldukça başarılı. Fakat bu tiyatronun en çirkin hâli, güç karşısında ortaya çıkıyor. Çünkü bazı insanlar astlarına karşı insan, üstlerine karşı ise hayranlık duyacak kadar başarılı birer oyuncuya dönüşüyorlar. Yöneticinin söylediği her şey komik. Yöneticinin yaptığı her şey mükemmel. Yöneticinin esprisi vasat bile olsa kahkaha hazır. Yöneticinin fikri kötü bile olsa baş sallamak hazır. Yöneticinin hatası varsa “aslında çok doğru bir stratejiydi” demek hazır. Çünkü bazıları için kariyer, ne kadar iyi iş yaptığından çok ne kadar iyi oynadığıyla ilgili. Ve ne yazık ki bazı kurumlarda en hızlı yükselenler, en yetenekliler değil; rolünü en iyi oynayanlar oluyor. Bir de şu var: İnsanlar dürüst insanları sevdiğini söyler. “Ben açık sözlü insanları severim.” “Bana doğruları söyleyin.” “Kimse arkamdan konuşmasın, yüzüme söylesin.” Ne güzel cümleler bunlar. Ama gerçekten öyle mi? Gerçekten biri karşınıza geçip: “Bence bu yaptığınız yanlış.” dediğinde hoşunuza gidiyor mu? “Bu terfiyi hak ettiğinizi düşünmüyorum.” dediğinde? “Toplantıda söylediğiniz şey bana samimi gelmedi.” dediğinde? “Bana gülümseyerek söylediklerinizle arkamdan söyledikleriniz arasında ciddi bir fark var.” dediğinde? İşte burada bütün o dürüstlük nutukları bir anda buharlaşıyor. Çünkü çoğumuz gerçeği değil, gerçeğin bize zarar vermeyen hâlini istiyoruz. İnsanlar doğruluk istemiyor. Çoğu zaman sadece incitilmeyecekleri bir doğruluk istiyorlar. Ama burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Her düşündüğümüzü söylemek dürüstlük değildir. İnsanların yüzüne aklımıza gelen her şeyi söylemek cesaret değildir. Kırmak, küçümsemek, hakaret etmek ya da düşüncesizce konuşmak “ben dürüstüm” diyerek meşrulaştırılamaz. Gerçek dürüstlük başka bir şeydir. Söylediğinle hissettiğin arasındaki mesafeyi azaltmaktır. Sevmiyorsan sevmiyorsundur. Hayran değilsen hayran değilsindir. Bir başarıyı gerçekten takdir ediyorsan söylersin. Etmiyorsan sırf ortam öyle gerektiriyor diye sahte bir alkış üretmezsin. Bir insanın yaptığı işi beğenmiyorsan bunu aşağılamadan söyleyebilirsin. Birinin terfisine seviniyorsan kutlarsın. Sevinmiyorsan da yüzüne yapışmış plastik bir tebessümle “çok sevindim” demek zorunda değilsindir. Bazen sadece: “Senin adına hayırlı olsun.” dersin. Ve geçersin. Bu bile çoğu zaman yeterlidir. Peki ya bu oyunu oynamayı reddeden insan? İşte asıl mesele burada. Herkesin tiyatro yaptığı bir dünyada gerçek olmak nasıl bir duygudur? Muhtemelen biraz yalnızlık. Biraz yabancılık. Biraz da bedel. Çünkü sahnede herkes aynı repliği söylerken sen metnin dışına çıkarsan, oyuncular sana dönüp bakar. “Bu neden böyle konuşuyor?” “Biraz daha diplomatik olsa.” “Çok açık sözlü.” “İnsanlarla iletişimi zayıf.” “Takım oyuncusu değil.” “Biraz politik davranmayı öğrenmesi lazım.” derler. Aslında çoğu zaman söyledikleri şudur: “Bizim oyunumuzu bozuyor.” Çünkü gerçek bir insan, sahte insanların oluşturduğu düzen için tehlikelidir. Bir insan gerçekten ne hissediyorsa onu taşıdığında, diğerlerinin maskeleri görünür hâle gelir. Ve maskeli insanlar, maskesiz birinden rahatsız olurlar. Belki de bu yüzden bazı insanlara tiyatro eğitimi vermek gerekmiyor. Onlar zaten yıllardır sahnedeler. Hatta belki profesyonel oyuncu bile olabilirler. Bir gün bir tiyatro yönetmeni gelip onlara şöyle dese şaşırmam: “Size bir rol vermek istiyoruz.” “Neden?” “Çünkü çok güzel oynuyorsunuz.” “Neyi?” “Nefret ettiğiniz insanı seviyormuş gibi yapmayı. Kıskandığınız insanı içtenlikle kutluyormuş gibi görünmeyi. Arkasından söylediğiniz şeylerin tam tersini yüzüne söylemeyi. Üstünüz olan insanların yanında kişiliğinizi değiştirmeyi. Güçlü gördüğünüz insanlara hayranlık göstermeyi. Güçsüz gördüğünüz insanlara tepeden bakmayı. İçinizden gelmeyen bir tebessümü saatlerce yüzünüzde tutmayı. Ve bütün bunları yaparken kendinizi hâlâ iyi bir insan zannetmeyi.” İnsan susar. Sonra sorar: “Peki bu oyunun sonunda ne olacak?” Yönetmen cevap verir: “Hiçbir şey. Sahne kapanacak. Işıklar sönecek. Herkes evine gidecek. Ve siz aynanın karşısında yüzünüzde hangi ifadenin size ait olduğunu anlamaya çalışacaksınız.” Belki de en büyük tehlike başkalarına yalan söylemek değil. Kendi rolüne inanmaya başlamaktır. Çünkü insan bir süre sonra oynadığı karakterle kendisini birbirinden ayıramaz. İş yerinde gülümsediği için gerçekten mutlu olduğunu sanır. Birini tebrik ettiği için gerçekten sevdiğini düşünür. Yöneticisine hayranlık gösterdiği için gerçekten hayran olduğunu zanneder. Herkese “çok değerlisin” dediği için gerçekten insanlara değer verdiğini düşünür. Sonra bir gün yalnız kaldığında içinden başka bir ses yükselir: “Hayır. Sen bunların hiçbirini hissetmedin.” İşte o ses tehlikelidir. Çünkü insanın yıllardır kurduğu dekoru yıkar. Belki de gerçek özgürlük, her düşündüğünü söylemek değildir. Belki gerçek özgürlük, söylemek zorunda olmadığın hiçbir şeyi söylememektir. Sahte bir tebessüm yerine sessizlik. Yapmacık bir övgü yerine ölçülü bir nezaket. Zoraki bir hayranlık yerine mesafe. İçinden gelmeyen “tebrik ederim” yerine yalnızca “hayırlı olsun.” Ve bazen bütün kurumsal dünyanın senden beklediği o büyük, parlak, yapışkan gülümseme yerine sıradan bir insan yüzü. Belki de yeterlidir. Çünkü insanın yüzünde taşıdığı en güzel ifade, başkalarını memnun etmek için ürettiği ifade değildir. Kendisine ait olandır. O yüzden... Terfiniz için sizi tebrik ederim. Büyük satışınız için sizi kutlarım. Başarılı projeniz için sizi alkışlarım. Ama asıl tebrik edilmesi gerekenler başka. Bütün bunları söylerken gerçekten hissedenler. Sevmediği hâlde seviyor gibi yapmayanlar. Kıskandığında bunu kendisine itiraf edebilenler. Birinin başarısını kendi başarısızlığı gibi görmeyenler. Güç karşısında küçülmeyenler. Güçsüz karşısında büyümeyenler. Ve en önemlisi... Sahne kapandığında da aynı insan olarak kalabilenler. Diğerlerine gelince: Tebrikler! Çok güzel oynadınız

Tebrikler! Çok güzel oynadınız.

Popüler Yazılar

  • Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    536 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

    535 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Sen gidince eksilen kimdi?

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Sonsuzluk ve Hiç’lik

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Travmalardan özgürleşmek isteyen insan çocuğu

    531 paylaş
    Paylaş 212 Tweet 133
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İnsanı, ilişkileri ve toplumu; benlik, duygular, davranışlar ve iletişim üzerinden sorgulayan özgün bir düşünce ve gözlem alanı.

Hakkımda

  • Hakkımda
  • Kitaplarım
  • Bana Ulaşın

Veri Gizliliği

  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
  • Aydınlatma Metni

Copyright © 2026 | Murat Tali  | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir

Facebook-f Instagram Linkedin

Welcome Back!

OR

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Ana Sayfa
  • Kitaplarım
  • Hakkımda
  • Bana Ulaşın

Copyright © 2026 | Murat Tali | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir