Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Ruh Eşi ve Ruh İkizi Kavramı

04/02/2020
in İlişkiler Sosyolojisi
0
1
ruh

İnsanlar; özellikle spiritüel dünyaya adım atmış olanlar kendi yolculuklarında karşılaştıkları karşı cinsteki karakterleri ruh ikizi ya da ruh eşi görmeyi kendisine vazife edinmiş gibi hareket etmektedir. İşin başında bir bilgi varsa ve bilgelik akıyorsa ona duyulan hayranlık biraz güzellik ya da yakışıklılık ile bezenmişse ortaya birbirinden hoşlanan karakterler çıkmaya başlıyor. Ruh eşi ve ruh ikizini çok sayıda insanda deneyimlemeyi seçen spiritüel karakterlerin listesi de bu yüzden epeyce kalabalık oluyor. Eee dile kolay, yüzlerce hatta belki de binlerce kez gelip gidiyordur ve her geliş gidişte birileri eş oluyordur illaki. Bu eşlerin tamamına yakınının bu hayatında olması ve onunla karşılaşması kadar normal bir şey olamaz diye düşünüyor olmalı bu insanlar. Böylesi bir ortamda çoğalan ruh eşleri ve ikizleri, sınırsız döngünün son ayağında birbirlerine kavuşup geçmiş hayatlarındaki tüm dersleri birlikte verecekleri gibi bir gaflete düşerek yaşam yolculuğuna devam ediyorlar.

Ruh Beden Zihin Döngüsünde Ruh Eşi ve Ruh İkizi Kavramı

Anlaşılan şeklin dışına taşarak faklı bir bakış açısı ile olaya yaklaşıp, farkındalıklı yolculuklarda ruh eşi ya da ikizi olarak tanımlanacak çok sayıda karakter de oluşturabilirsiniz, çocuğunuz, anne ve babanız, kardeşleriniz, iş ortaklarınız hatta müşterileriniz bile bu alana dahil olabilir. Ama işin özü öyle işlemiyor, onlar daha çok akraba ve arkadaş sınıfına dahil ediliyor, ruh eşleri ve ikizleri başka bir süreci deneyimlemeli diyerek (farklı cinsel tercihlere sahip olanlar olabilir) karşı cinsle tamamen seks temelli ve farkındalık sohbetli bir yolculuğa dair olunuyor.

Ruh eşi ve ikizi kavramlarında yaşanan bu kavramsal kargaşaya ben de kendimce farklı bir bakış açısı ile yaklaşmak istiyorum. Özellikle ruhun yolculuğu konusunda edindiğim bilgiler neticesinde yapacağım bu tespitleri.

Benzer yazılar

Sen gidince eksilen kimdi?

Fırtınayı dindirenler, şimdi rüzgârsızlıktan şikâyet ediyor

Kutsal Bir Masalın Anatomisi: Vitrindeki Sevgi, Yürekteki Kış

Aşk mı Dediniz, Yoksa Psikopatiksel Arızasallık mı?

ruh ikizi

Ruh eşi, ruhun kendisini ait hissettiği yer olan BEDEN’i temsil ediyor. Ruh kendi tekamülünü gerçekleştirmek için bir araca ihtiyaç duyuyor ve bunun için en doğru araç ise ruha yolculuğu boyunca eşlik edecek olan beden oluyor. Beden, ruha EŞ’lik ederken onunla bu yolculukta acılar çekmeyi, hastalanmayı, düşmeyi, kalkmayı, yanıt aramayı, özgürleşmeyi, ait olmayı ve köklenmeyi deneyimliyor. İki’den BİR olmanın savaşını veriyor ruh ve beden. Bu birlikteliğin uyumlu hale gelmesi, birbirlerini anlaması ve dönüşmesi için gerekli olan tüm doneleri ise enerji bedenimizle birlikte zihnimiz ve bilinçaltımız içinde barındırıyor. Evet Zihin, Akıl, Bilinç, Bilinçaltı, ID gibi kavramlarla bedenin ve ruhun çevresini saran, bilme ve biliş halleri ruhun ikizleri olmakta. Çünkü insan, doğduğu andan öldüğü ana kadar geçen zaman sürecinde deneyimlediği ve zihninin anlam yüklediği tüm karakterleri ve kişilik hallerini kendisi sanmaya devam ediyor.

Evet, insan doğduğu andan itibaren yüzlerce role bürünüyor ve bunların her birini kendisi sanıyor yani RUH’unun tekamül yolculuğundaki gerçekliği olarak görüyor. Çocuk olan BEN, anne ve babaya ait olan BEN, öğrenci olan BEN, çalışkan/tembel BEN, sevgili olan BEN, baba ya da anne olan BEN, çalışan BEN, yöneten BEN, öğrenen BEN, öğreten BEN, hasta olan BEN, iyi olan BEN, dönüşen BEN, arayan BEN… Ne kadar çok BEN’lik var değil mi? Hepsi de RUH’un ya da insanın içsel yolculuğunda zihninin yüklediği anlamlar ile kimlikleşen ikiz benlerin kendisini ifade ediyor gibi.

Ruh Beden Zihin Döngüsünde Ruh Eşi ve Ruh İkizi Kavramı

 

Ruh ikizi ve eşi kavramlarını kendi dünyasında içselleştiren ve varlığına ait cevapları sürekli olarak dışarıda arayan insan, ruhuna ait gerçeklikleri de kendisine ait olduğunu düşündüğü/sandığı bedenlerde aramaya devam ediyor. Bu arayışta ruhuna yakıştırdığı, kadın ve erkek modellerini kendisine eş ve ikiz belleyerek kendi yolculuğundan daha da uzaklaşarak acılar çekmeyi de tekamülünün bir yansıması ya da gerçekliği sanıyor. Endüstrileşen farkındalık yolcuğunda, ne kadar çok ikize ve eşe sahip olunursa o kadar üst boyutlara geçiş yapılacağını düşünen farklı karakterlerde bu dönemde iyice ayyuka çıkmış durumda. Kendi kafalarına göre yaşam boyutları (3. Boyut, 4. Boyut ve 5. Boyut) icat edip bu boyutların üçüncüsünü henüz olmamış ama gelecek vaat eden insanlara ayıran kavram üreticileri, kendilerini de beşinci boyuta taşıyıp burada aldatma kavramı yok, beden yok, ama cinsellik var ve karşılaşmalar kendi içinde bilmeyi taşıyor, ahir zamanlarda ruh ikiziydik, ruh eşiydik diyerek kendi yollarını inşa ediyorlar.

Hayatın her alanında olduğu gibi bu alanda da kirlenmişlik ve sapmalar olacaktır. En ideal fikir ve düşüncelerin bile içine insan girdikten sonra değiştiği, amacından uzaklaştığı, özünü yitirdiği ve artık insanlığa zarar verir hale geldiği bir sistemin içinde bu tarz şeylerin de olması çok normal olacaktır. Fakat bu olanları ve olacakları görüp, içsel olarak kendini korumayı ve av olmamayı öğrenmeli artık. Kendi bütünlüğünde tamamlanıp, her bir parçasını sevmeyi öğrenmeli ve yoluna devam etmeli. Öğretilerin, bedeninden özgürleş, zihninden özgürleş, düşüncelerinden özgürleş, fikirlerinden özgürleş, ruhundan özgürleş ki BEN açığa çıkayım sözleri ile tamamen kendi gerçekliğini yitiren ve ne olduğunu çözemeyen bunun içinde ciddi psikolojik sorunlar yaşayan insanlar var. Bütün bu öğreti, düşünce, eylem ve dayatmaların içinden çıkıp, kendinizi bütünleştirmenin ve varlığınızı onurlandırmanın ve onu sevmenin bir yolunu bulun. Siz en değerli ve en özelsiniz ve şu anda en iyi siz  yaşamın içinde yer alıyor. Ona saygı duyun ve sımsıkı sarılın.

Benzer yazılar

Sen gidince eksilen kimdi?

Sen gidince eksilen kimdi?

Birini özlediğimizde, bu duygunun kaynağını çok iyi bildiğimizi sanırız. "Çünkü yok," deriz; basit, anlaşılır ve görünüşte ikna edici bir cevaptır...

Fırtınayı dindirenler, şimdi rüzgârsızlıktan şikâyet ediyor

Fırtınayı dindirenler, şimdi rüzgârsızlıktan şikâyet ediyor

Modern ilişkilerin belki de en ilginç çelişkilerinden biri şu: İnsanlar birbirlerinden bazı özellikleri değiştirmelerini isterken, değişimin sonucunda ortaya çıkan yeni...

Please login to join discussion

Sosyolojik Bakış

Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Kimlik, benlik, aidiyet.

İnsanın kendisiyle karşılaşması.

İnsan, toplum ve ilişkiler üzerine; gözlemleyen, sorgulayan, anlamaya çalışan özgün bir bakış.

Son Yazılar

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Zihin Sıçramaları

Zihin Sıçramaları

Sen gidince eksilen kimdi?

Sen gidince eksilen kimdi?

Tebrikler! Çok güzel oynadınız. Sabah işe geldiniz. Koridorda, asansörde, kahve makinesinin önünde, toplantı odasının kapısında birbirinizle karşılaştınız. Gülümsediniz. “Günaydın.” dediniz. Hal hatır sordunuz. Birbirinizin gözlerinin içine baktınız. Ve sonra herkes kendi masasına döndüğünde oyun başladı. “Bunun ne başarısı var ki?” “Zaten müdürün gözüne girmek için yapıyor.” “Terfi almış da ne olmuş? O pozisyonun altını dolduramaz.” “Patronun yanında başka, bizim yanımızda başka konuşuyor.” “Sunumu da berbattı aslında.” “Satışı ben getirmiş olsaydım kim bilir neler söylerlerdi.” Bunlar söylendi. Hem de çoğu zaman aynı insanlar tarafından. Sonra o kişi odaya girdi. Bir anda yüzler değişti. “Ah canım, ne güzel olmuşsun!” “Duydum, terfi etmişsin. Gerçekten çok sevindim. Hak ettin.” “Projeyi de harika teslim etmişsin. Tebrik ederim.” “Büyük satışmış gerçekten. Helal olsun.” Ve o meşhur gülümseme... Dudakların kenarında beliren, gözlere ulaşmayan, yüz kaslarının zoraki bir hareketinden ibaret o kurumsal tebessüm. İşte o anda insanın karşısında bir çalışan değil, bir oyuncu vardır. Ve karşımızdaki insan da bunun farkındadır. Çünkü o da aynı oyunun içindedir. Kurumsal hayatın bize öğrettiği en başarılı becerilerden biri belki de işimizi yapmak değildir. Rol yapmaktır. Kızgınken sakin görünmek. Kıskanırken tebrik etmek. Nefret ederken gülümsemek. Güvenmezken güveniyormuş gibi davranmak. Başarısını küçümsediğin insanın başarısını alkışlamak. Arkadan yerden yere vurduğun yöneticinin odasına girip “Sizin liderliğiniz gerçekten çok değerli” demek. Ve bütün bunları o kadar ustaca yapmak ki, bir süre sonra insan kendi yüzünün hangisi olduğunu bile unutmak. İşin en acıklı tarafı da burada başlıyor. Çünkü bir süre sonra artık yalnızca başkalarına yalan söylemiyorsunuz. Kendinize de yalan söylemeye başlıyorsunuz. Bir yöneticinin odasına giriyorsunuz. Az önce koridorda onun için “Bu adam bu şirketi batırır” diyordunuz. Şimdi karşınızda oturuyor. Sesiniz değişiyor. Sırtınız biraz daha dikleşiyor. Cümleleriniz daha özenli. Gülümsemeniz daha geniş. “Gerçekten vizyonunuz çok farklı.” “Bu konuda sizin yaklaşımınızı çok değerli buluyorum.” “Böyle bir liderle çalışmak gerçekten büyük şans.” Çıkıyorsunuz odadan. Kapı kapanıyor. Ve aynı insan yeniden eski hâline dönüyor. “Gördün mü? Yine ne saçmaladı.” Tebrikler. Oyununuz oldukça başarılı. Fakat bu tiyatronun en çirkin hâli, güç karşısında ortaya çıkıyor. Çünkü bazı insanlar astlarına karşı insan, üstlerine karşı ise hayranlık duyacak kadar başarılı birer oyuncuya dönüşüyorlar. Yöneticinin söylediği her şey komik. Yöneticinin yaptığı her şey mükemmel. Yöneticinin esprisi vasat bile olsa kahkaha hazır. Yöneticinin fikri kötü bile olsa baş sallamak hazır. Yöneticinin hatası varsa “aslında çok doğru bir stratejiydi” demek hazır. Çünkü bazıları için kariyer, ne kadar iyi iş yaptığından çok ne kadar iyi oynadığıyla ilgili. Ve ne yazık ki bazı kurumlarda en hızlı yükselenler, en yetenekliler değil; rolünü en iyi oynayanlar oluyor. Bir de şu var: İnsanlar dürüst insanları sevdiğini söyler. “Ben açık sözlü insanları severim.” “Bana doğruları söyleyin.” “Kimse arkamdan konuşmasın, yüzüme söylesin.” Ne güzel cümleler bunlar. Ama gerçekten öyle mi? Gerçekten biri karşınıza geçip: “Bence bu yaptığınız yanlış.” dediğinde hoşunuza gidiyor mu? “Bu terfiyi hak ettiğinizi düşünmüyorum.” dediğinde? “Toplantıda söylediğiniz şey bana samimi gelmedi.” dediğinde? “Bana gülümseyerek söylediklerinizle arkamdan söyledikleriniz arasında ciddi bir fark var.” dediğinde? İşte burada bütün o dürüstlük nutukları bir anda buharlaşıyor. Çünkü çoğumuz gerçeği değil, gerçeğin bize zarar vermeyen hâlini istiyoruz. İnsanlar doğruluk istemiyor. Çoğu zaman sadece incitilmeyecekleri bir doğruluk istiyorlar. Ama burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Her düşündüğümüzü söylemek dürüstlük değildir. İnsanların yüzüne aklımıza gelen her şeyi söylemek cesaret değildir. Kırmak, küçümsemek, hakaret etmek ya da düşüncesizce konuşmak “ben dürüstüm” diyerek meşrulaştırılamaz. Gerçek dürüstlük başka bir şeydir. Söylediğinle hissettiğin arasındaki mesafeyi azaltmaktır. Sevmiyorsan sevmiyorsundur. Hayran değilsen hayran değilsindir. Bir başarıyı gerçekten takdir ediyorsan söylersin. Etmiyorsan sırf ortam öyle gerektiriyor diye sahte bir alkış üretmezsin. Bir insanın yaptığı işi beğenmiyorsan bunu aşağılamadan söyleyebilirsin. Birinin terfisine seviniyorsan kutlarsın. Sevinmiyorsan da yüzüne yapışmış plastik bir tebessümle “çok sevindim” demek zorunda değilsindir. Bazen sadece: “Senin adına hayırlı olsun.” dersin. Ve geçersin. Bu bile çoğu zaman yeterlidir. Peki ya bu oyunu oynamayı reddeden insan? İşte asıl mesele burada. Herkesin tiyatro yaptığı bir dünyada gerçek olmak nasıl bir duygudur? Muhtemelen biraz yalnızlık. Biraz yabancılık. Biraz da bedel. Çünkü sahnede herkes aynı repliği söylerken sen metnin dışına çıkarsan, oyuncular sana dönüp bakar. “Bu neden böyle konuşuyor?” “Biraz daha diplomatik olsa.” “Çok açık sözlü.” “İnsanlarla iletişimi zayıf.” “Takım oyuncusu değil.” “Biraz politik davranmayı öğrenmesi lazım.” derler. Aslında çoğu zaman söyledikleri şudur: “Bizim oyunumuzu bozuyor.” Çünkü gerçek bir insan, sahte insanların oluşturduğu düzen için tehlikelidir. Bir insan gerçekten ne hissediyorsa onu taşıdığında, diğerlerinin maskeleri görünür hâle gelir. Ve maskeli insanlar, maskesiz birinden rahatsız olurlar. Belki de bu yüzden bazı insanlara tiyatro eğitimi vermek gerekmiyor. Onlar zaten yıllardır sahnedeler. Hatta belki profesyonel oyuncu bile olabilirler. Bir gün bir tiyatro yönetmeni gelip onlara şöyle dese şaşırmam: “Size bir rol vermek istiyoruz.” “Neden?” “Çünkü çok güzel oynuyorsunuz.” “Neyi?” “Nefret ettiğiniz insanı seviyormuş gibi yapmayı. Kıskandığınız insanı içtenlikle kutluyormuş gibi görünmeyi. Arkasından söylediğiniz şeylerin tam tersini yüzüne söylemeyi. Üstünüz olan insanların yanında kişiliğinizi değiştirmeyi. Güçlü gördüğünüz insanlara hayranlık göstermeyi. Güçsüz gördüğünüz insanlara tepeden bakmayı. İçinizden gelmeyen bir tebessümü saatlerce yüzünüzde tutmayı. Ve bütün bunları yaparken kendinizi hâlâ iyi bir insan zannetmeyi.” İnsan susar. Sonra sorar: “Peki bu oyunun sonunda ne olacak?” Yönetmen cevap verir: “Hiçbir şey. Sahne kapanacak. Işıklar sönecek. Herkes evine gidecek. Ve siz aynanın karşısında yüzünüzde hangi ifadenin size ait olduğunu anlamaya çalışacaksınız.” Belki de en büyük tehlike başkalarına yalan söylemek değil. Kendi rolüne inanmaya başlamaktır. Çünkü insan bir süre sonra oynadığı karakterle kendisini birbirinden ayıramaz. İş yerinde gülümsediği için gerçekten mutlu olduğunu sanır. Birini tebrik ettiği için gerçekten sevdiğini düşünür. Yöneticisine hayranlık gösterdiği için gerçekten hayran olduğunu zanneder. Herkese “çok değerlisin” dediği için gerçekten insanlara değer verdiğini düşünür. Sonra bir gün yalnız kaldığında içinden başka bir ses yükselir: “Hayır. Sen bunların hiçbirini hissetmedin.” İşte o ses tehlikelidir. Çünkü insanın yıllardır kurduğu dekoru yıkar. Belki de gerçek özgürlük, her düşündüğünü söylemek değildir. Belki gerçek özgürlük, söylemek zorunda olmadığın hiçbir şeyi söylememektir. Sahte bir tebessüm yerine sessizlik. Yapmacık bir övgü yerine ölçülü bir nezaket. Zoraki bir hayranlık yerine mesafe. İçinden gelmeyen “tebrik ederim” yerine yalnızca “hayırlı olsun.” Ve bazen bütün kurumsal dünyanın senden beklediği o büyük, parlak, yapışkan gülümseme yerine sıradan bir insan yüzü. Belki de yeterlidir. Çünkü insanın yüzünde taşıdığı en güzel ifade, başkalarını memnun etmek için ürettiği ifade değildir. Kendisine ait olandır. O yüzden... Terfiniz için sizi tebrik ederim. Büyük satışınız için sizi kutlarım. Başarılı projeniz için sizi alkışlarım. Ama asıl tebrik edilmesi gerekenler başka. Bütün bunları söylerken gerçekten hissedenler. Sevmediği hâlde seviyor gibi yapmayanlar. Kıskandığında bunu kendisine itiraf edebilenler. Birinin başarısını kendi başarısızlığı gibi görmeyenler. Güç karşısında küçülmeyenler. Güçsüz karşısında büyümeyenler. Ve en önemlisi... Sahne kapandığında da aynı insan olarak kalabilenler. Diğerlerine gelince: Tebrikler! Çok güzel oynadınız

Tebrikler! Çok güzel oynadınız.

Popüler Yazılar

  • Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    536 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

    535 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Sen gidince eksilen kimdi?

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Sonsuzluk ve Hiç’lik

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Travmalardan özgürleşmek isteyen insan çocuğu

    531 paylaş
    Paylaş 212 Tweet 133
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İnsanı, ilişkileri ve toplumu; benlik, duygular, davranışlar ve iletişim üzerinden sorgulayan özgün bir düşünce ve gözlem alanı.

Hakkımda

  • Hakkımda
  • Kitaplarım
  • Bana Ulaşın

Veri Gizliliği

  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
  • Aydınlatma Metni

Copyright © 2026 | Murat Tali  | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir

Facebook-f Instagram Linkedin

Welcome Back!

OR

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Ana Sayfa
  • Kitaplarım
  • Hakkımda
  • Bana Ulaşın

Copyright © 2026 | Murat Tali | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir