Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali
  • Ana Sayfa
  • Benlik
  • Davranış
  • Duygular
  • İlişkiler
  • İletişim
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

09/16/2026
in Duyguların Sosyolojisi, Sosyolojik Bakış
0
0
Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Onlarca yıl boyunca aşk şarkıları, hüzün türküleri ve kavuşma masallarıyla büyümüş bir toplumun insanları, bugün kendi duygularına bu kadar yabancı olabilir mi? Her gün sevgi, ayrılık, özlem, hasret ve kırgınlık üzerine şarkılar dinleyen insanların, birbirlerinin gözünün içine bakıp “Seni seviyorum”, “Sana kırıldım” ya da “Korkuyorum” demekte zorlanması koca bir çelişki. Oysa mesele duygularımızı kaybetmiş olmamız değil; onları kendi hayatımızın içinde, kendi sesimizle kullanmayı bir türlü öğrenememiş olmamız.

Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

Bu topraklarda sevmenin bir sanat olduğu zamanlar vardı. Her türkü bir ayrılığı, her şiir bir hasreti, her hikâye bir kavuşmayı anlatıyordu. İnsanlar doğrudan söyleyemediklerini bu dizelerde, bu ezgilerde buluyorlardı. Duygular hakkında böylesine zengin bir kültürel mirasa sahip olup da bireylerine kendi kalbini açmayı öğretememiş bir coğrafyayız biz. Aşkı anlatan yüzlerce şarkıyı tek bir ağızdan söyleyebiliyoruz ama sevdiğimiz insanın karşısına geçip “Seni kaybetmekten korkuyorum” diyemiyoruz. Bir türküde ayrılığı saatlerce dinleyip, o kapıdan çıkıp giden insana “Gittiğinde çok üzüldüm” diyemediğimiz gibi.

Çünkü duyguyu dillendirmekle onu yaşamak aynı şey değil. Bir şarkıyı dinlerken gözlerimizin dolması, kendi kırgınlığımızın köklerine inebildiğimiz anlamına gelmiyor. Başkasının cümleleriyle kendi yaramızı tarif etmek kolaya kaçmaktır çoğu zaman. Asıl zor olan,

Benzer yazılar

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

Yaşam amacını bulmak

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

“Ben şu anda neden öfkeliyim?”,

“Neden bu kadar kıskandım?”

“Beni gerçekten ne incitti?”

diye o amansız soruları kendi kendimize sorabilmektir.

Türkü söylemek kolaydı, çünkü söz zaten oradaydı. Şarkı bizim yerimize konuşuyor; şair bizim yerimize özlüyor, âşık bizim yerimize acı çekiyordu. Biz de bütün bunları dinlerken kendi duygularımıza yaklaştığımıza inanıyorduk. Oysa yalnızca başkasının yarasını okşuyorduk.

İnsan sevdiğini söyleyebiliyor ama sevgisinin eyleme dönüştüğünde ne anlama geldiğini bilmiyor. Kıskançlığı sevgiden, susmayı olgunluktan, öfkeyi güçten ayırmakta zorlanıyoruz çoğu zaman. Zira bize duyguların kendisinden çok, onlara nasıl kılıf biçeceğimiz öğretildi. “Erkek adam ağlamaz”, “çok belli etme”, “güçlü dur” denile denile, ne hissettiğimizi değil, hissettiğimizi nasıl saklayacağımızı ezberledik.

Öfke, bunun en kusursuz örtüsü. Kırgınlığını söyleyemeyen insan birden öfkeleniveriyor. Korkusunu gizlemek isteyen sertleşiyor; değersiz hisseden, karşısındakini küçümseyerek hayatta kalmaya çalışıyor. Terk edilmekten korkan kişi ise sevdiğini kontrol etmeye çabalıyor. Derken asıl duygu silinip gidiyor, geriye sadece o hırçın kabuk kalıyor.

Sonra da dönüp ilişkilerimizde birbirimizi anlayamamaktan yakınıyoruz. İnsan kendi duygusunu tanımlayamadığında, faturayı karşısındakinin davranışına keser. “Beni kızdırdın”, “Sen değiştin” deriz. Oysa o zırhın ardında “Kendimi değersiz hissediyorum” veya “Bana eskisi kadar yakın olmadığını düşünüyorum” gibi çok daha çıplak, savunmasız cümleler yatar. Fakat çıplaklık ürkütür. Suçlamak, öfkelenmek, hatta sessiz kalmak her zaman daha kolaydır. “Ben kırıldım” demek, insanın göğüs kafesini iki yana açmasını gerektirir çünkü.

Duygusal ketumluk sadece kişisel bir defo değil. Aile ilişkilerinden çalışma hayatına, eğitimden sosyal medyaya kadar her şey duygularımızla kurduğumuz o çetrefilli ilişkiyi şekillendiriyor. Bugün geçmişten çok daha fazla ifade aracımız var. Emojiler, mesajlar, kişisel gelişim aforizmaları her yeri sarmış durumda. Sürekli “kendini ifade et” telkini altındayız. Buna rağmen, iki insan masaya oturup gerçek bir konuşmanın içine çekildiğinde, kalplerinden geçeni dudaklarına dökmekte hâlâ tutukluk yaşıyorlar.

Bir insan travmalarından bahsedebilir ama kendi eylemlerinin sorumluluğunu almaktan kaçabilir. “Ben böyleyim” deyip işin içinden çıkmak, bunun kendi özü mü yoksa sonradan giydiği bir zırh mı olduğunu sorgulamamaktır. İhtiyacımız olan şey, yeni duygular keşfetmek değil; içimizde çürümeye yüz tutmuş o eski duyguları kendi cümlelerimizle dillendirmeyi öğrenmektir:

“Ben kızgınım.”
“Ben korkuyorum.”
“Ben seni özledim.”
“Bana yaptığın şey beni incitti.”
“Bunu yaparken seni kontrol ettiğimi fark ettim.”

Ve belki de en zor cümle budur: “Bilmiyorum.”

İnsan kendi labirentine girdiğinde her zaman o ışıltılı cevapları bulamaz. Bazen sadece karmaşayı görür. Sevgi sandığının korku, öfke sandığının kırgınlık, bağlılık sandığının ise yapayalnız kalma dehşeti olduğunu fark eder.

Bu coğrafyanın hikâyesi tam da o itirafla yeniden yazılabilir. Geçmişin türkülerini ve şiirlerini terk etmeden, ama onların bizim yerimize konuşmasını da beklemeden. Başkasının yazdığı bir şarkıda kaybolmak güzeldir. Ancak insanın kendi hayatının ortasında durup “Ben gerçekten ne hissediyorum?” diyebilmesi bambaşka bir devrimdir.

Duygularımızı kaybetmedik; yalnızca onları başkalarının sözleriyle yaşamaya alıştık. Kendi duygusunu kendi sesiyle söyleyebildiği gün, insan hem kendine hem de karşısındakine gerçekten dokunmaya başlar.

 

Instagram : Murat Tali

The Review

Benzer yazılar

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı - Yaratılış Efsanesi

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

“Tanrı bilinmek için Adem’i yarattı.” Bu cümleyi ilk duyduğumda aklıma insanın yaratılışı değil, insanın kendisine biçtiği değer geliyor. Çünkü bu...

Yaşam amacını bulmak

Yaşam amacını bulmak

Sokrates’ten bugüne herkes “yaşamın amacını” arar durur. Bulduğunu sananların hepsi öldü gitti. Amaçlarına erdiler mi bilmiyorum fakat bence bu yaşamın...

Please login to join discussion

Sosyolojik Bakış

Sosyolojik Bakış - Murat Tali

Kimlik, benlik, aidiyet.

İnsanın kendisiyle karşılaşması.

İnsan, toplum ve ilişkiler üzerine; gözlemleyen, sorgulayan, anlamaya çalışan özgün bir bakış.

Son Yazılar

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı - Yaratılış Efsanesi

Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

Yaşam amacını bulmak

Yaşam amacını bulmak

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

Popüler Yazılar

  • Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    Duygularını kaybeden bir coğrafyanın hikâyesi

    536 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Müdahale Etmek ve Akışta Kalmak

    535 paylaş
    Paylaş 214 Tweet 134
  • Yüklediğin duygu, yaşadığın hayat

    533 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Anne Sevgisinin Koşul(suz)luğu Üzerine

    533 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
  • Tanrı Bilinmek İçin Adem’i Yarattı!

    532 paylaş
    Paylaş 213 Tweet 133
Sosyolojik Bakış - Murat Tali

İnsanı, ilişkileri ve toplumu; benlik, duygular, davranışlar ve iletişim üzerinden sorgulayan özgün bir düşünce ve gözlem alanı.

Hakkımda

  • Hakkımda
  • Kitaplarım
  • Bana Ulaşın

Veri Gizliliği

  • Çerez Politikası
  • Gizlilik Politikası
  • Aydınlatma Metni

Copyright © 2026 | Murat Tali  | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir

Facebook-f Instagram Linkedin

Welcome Back!

OR

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In
No Result
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Ana Sayfa
  • Kitaplarım
  • Hakkımda
  • Bana Ulaşın

Copyright © 2026 | Murat Tali | Tüm hakları Saklıdır | Kaynak gösterilerek kullanılabilir